“Buna karşılık Eskişehir’imiz, yılın ilk üç ayında yüzde 0,5 artışla 969 milyon dolarlık ihracata ulaşmış ve üretim iradesinden vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu başarı, alın teriyle çalışan sanayicimizin, mühendisimizin, işçimizin ve girişimcimizin ortak emeğidir. Şehrimizle gurur duyuyoruz. Bu tabloda dış ticaret açığını dikkatli okumamız gerekiyor. Döviz ihtiyacının artması, finansman yükünün ağırlaşması, kur baskısının yükselmesi ve geleceğe dair belirsizliklerin çoğalması anlamına gelir. Türkiye’nin güçlü yarınlara ulaşması için tüketerek değil, üreterek büyümesi gerekmektedir.
İmalat Sektörü Kendi Enflasyonunu Yenmiştir
Bugün imalat sektörü verimlilik artışı, tasarruf anlayışı ve maliyet disipliniyle kendi enflasyonunu yüzde 18 seviyelerine kadar çekmiştir. Bu tablo, sanayicimizin direncini ve üretim kabiliyetini göstermektedir. Ancak hizmetler ve gıda tarafındaki yüksek artışların yükü; faizler, kredi maliyetleri ve finansmana erişim zorlukları üzerinden yine üreticinin omuzlarına binmektedir. Coğrafyamızda yaşanan savaşlar bir kez daha göstermiştir ki güçlü olmak isteyen ülkeler önce üretmek zorundadır. Sanayisi zayıf olan bir ülkenin ekonomik direnci de stratejik bağımsızlığı da zayıf kalır. Güçlü sanayi, güçlü ülke demektir. Bu şartlar altında sanayicimizin nefes almaya ihtiyacı vardır. İhracatçımız uygun maliyetli finansmana ulaşabilmeli, Eximbank ve merkez bankası reeskont kredi destekleri artırılmalı, üretici firmalara yönelik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Çünkü üreticiye verilen her destek ülkeye yatırım, istihdam ve ihracat olarak geri dönecektir. Türkiye’nin geleceği tüketimde değil, üretimdedir.

