İYİ Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Leyla Çam şu ifadeleri kullandı:
"Bugün Türkiye'nin nüfusunu konuşacağız. Ama sadece kaç çocuğumuz doğduğunu değil, neden daha az doğduğunu konuşacağız. Sadece rakamları değil, o rakamların arkasındaki hayatı konuşacağız. Çünkü nüfus meselesi aslında bir güven meselesidir.
Bugün aile kurmayı planlayan vatandaşlarımız yalnızca çocuk sahibi olmayı düşünmüyor. O çocuğu nasıl bir ülkede büyüteceğini, nasıl bir evde yaşayacağını, nasıl bir eğitim alacağını, güven içinde büyüyüp büyüyemeyeceğini ve geleceğe umutla bakıp bakamayacağını düşünüyor.
İşte bu nedenle biz, 'Neden daha fazla çocuk doğmuyor?' sorusundan önce çok daha temel bir soruyu sormak zorundayız. İnsanlar neden aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı her geçen gün daha fazla erteliyor?
Çünkü mesele çocuk istememek değildir. Mesele, insanların aile kurabilecekleri, çocuklarını güven içinde büyütebilecekleri ve gelecekten umut duyabilecekleri şartların her geçen gün daha da zorlaşmasıdır.
Bugün Türkiye'nin demografik yapısı hepimize güçlü bir uyarı veriyor. Bunu biz söylemiyoruz; resmî veriler söylüyor.
2025 yılında ülkemizde 895 bin 374 bebek dünyaya geldi. Toplam doğurganlık hızımız 1,42'ye geriledi. Bugün 9 milyon 583 bin vatandaşımız 65 yaş ve üzerindedir. Yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1 iken çocuk nüfus oranı yüzde 20,4. Ve mevcut eğilimler devam ederse, yüzyılın sonunda Türkiye nüfusunun yaklaşık 76,8 milyon seviyesine gerilemesi beklenmektedir.
Bugün aklımızda dört rakam kalsın: 1,42, 895 bin 374, 9 milyon 583 bin, 76,8 milyon.
Çünkü bu rakamlar sadece birer istatistik değildir. Bunlar Türkiye'nin geleceğine dair güçlü bir uyarıdır. Ancak bu tabloyu yalnızca doğan çocuk sayısıyla açıklayamayız.
Nüfus politikası sadece demografi değildir. Aynı zamanda ekonomi politikasıdır. Sosyal devlet politikasıdır. İstihdam politikasıdır. Ve en önemlisi, aile politikasıdır. Çünkü insanlar önce çocuk sahibi olmaya değil, önce bir hayat kurmaya karar verir.
Bugün aile kurma çağındaki vatandaşlarımızın karşısında yüksek konut maliyetleri var. Hayat pahalılığı var. Gelir belirsizliği var. Çocuk bakım giderleri var. Kreş ihtiyacı var. Ve bütün bunların üzerinde, yarına ilişkin ciddi bir güvensizlik var.
Artık aileler yalnızca bugünkü gelirlerini hesaplamıyor. Çocuklarının kreşe başlayacağı günü, okulunu, üniversitesini, meslek sahibi olup olamayacağını, hatta yıllar sonra ev sahibi olup olamayacağını da düşünüyor.
İşte bu yüzden bugün bazı aileler ikinci çocuğu istemedikleri için değil, sahip oldukları imkânı ilk çocuklarının geleceğine ayırabilmek için çocuk sayısını artırmıyor.
Bu gerçeği doğru okumak zorundayız. Türkiye'nin nüfus sorunu, insanların çocuk istememesi değildir. Türkiye'nin nüfus sorunu, aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı güven içinde planlayamamasıdır.
Ailelerin yaşadığı gelecek kaygısını yalnızca ekonomik sebeplerle açıklamak da eksik olur. Elbette ekonomik güvence çok önemlidir. Ancak bugün anne ve babalar sadece geçimi değil, çocuklarının güvenliğini de düşünüyor. İyi bir eğitim alabilecek mi? Güvenli bir çevrede büyüyecek mi? Şiddetten, bağımlılık risklerinden ve dijital dünyanın tehditlerinden korunabilecek mi?
Bütün bu soruların ortak bir cevabı var: Geleceğe güven.
İnsanlar çocuk sahibi olmaktan değil, çocuklarını belirsizlik içinde büyütmekten endişe ediyor. Bu nedenle nüfus politikasını yalnızca doğumu teşvik eden bir politika olarak göremeyiz.
Gerçek nüfus politikası; aile kurmayı kolaylaştıran, çocuk büyütmeyi güvenli hâle getiren ve geleceğe güven veren güçlü bir devlet politikasıdır.
Tam da bu noktada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yürüttüğü çalışmaları bu anlayışla değerlendiriyoruz. 2025 yılı 'Aile Yılı' ilan edildi. Ardından 2026-2035 dönemini kapsayan 'Aile ve Nüfus On Yılı' vizyonu açıklandı. Aileyi güçlendirmeye yönelik her samimi çabayı elbette önemsiyoruz. Ancak bugün artık sloganları değil, sonuçları konuşma zamanıdır.
Çünkü milletimiz artık açıklanan programları değil, kendi hayatındaki değişimi görmek istiyor. Bugün cevap bekleyen soru şudur: Aile kurmak kolaylaştı mı? Çocuk yetiştirmenin yükü hafifledi mi? Ailelerin hayatında gerçekten ne değişti?
Peki, bu tablo karşısında iktidarın görevi nedir?
İktidarın görevi insanlara sadece 'Daha fazla çocuk sahibi olun.' demek değildir. İktidarın görevi, aile kurmayı kolaylaştırmak; çocuk sahibi olmayı güvenli, sürdürülebilir ve umut veren bir hayat tercihine dönüştürmektir.
Bu nedenle bugün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na şu soruyu sormak zorundayız:
Aile Yılı ilan edildi. Ardından Aile ve Nüfus On Yılı başlatıldı. Peki sonuç ne?
Aile kurmak kolaylaştı mı? Çocuk yetiştirmenin mali yükü hafifledi mi? Kreş hizmetlerine erişim arttı mı? Kadınların hem çalışma hayatında kalmasını hem de anneliği birlikte sürdürebilmesini sağlayacak yeni imkânlar oluşturuldu mu?
Bugün vatandaşlarımız artık yapılan toplantıların, hazırlanan raporların ya da açıklanan hedeflerin sayısını değil; hayatlarında neyin değiştiğini görmek istiyor.
Çünkü aile politikalarının gerçek ölçüsü açıklanan programlar değil, ailelerin hayatında meydana gelen değişimdir.
Biz yalnızca eksikleri göstermek için değil, çözüm üretmek için siyaset yapıyoruz. İşte bu nedenle İYİ Parti olarak, Türkiye'nin nüfus geleceğini güvence altına alacak önerilerimizi milletimizin takdirine sunuyoruz.
Çünkü nüfus politikası sadece doğumu artırmayı değil; aile kurmayı kolaylaştırmayı, çocuk büyütmeyi güvenli hâle getirmeyi ve geleceğe güven duyan bir toplum inşa etmeyi hedeflemelidir.
Öncelikle, aile kurmanın önündeki en büyük engellerden biri olan ekonomik belirsizliği azaltacağız. Genç aileler için erişilebilir konut modellerini yaygınlaştıracak, aile odaklı sosyal destekleri güçlendirecek ve çocuk sahibi olmayı ekonomik açıdan cezalandıran değil, destekleyen bir sistemi hayata geçireceğiz.
İkinci olarak, bakım hizmetlerini sosyal devletin asli görevi olarak görüyoruz. Kreş hizmetlerini ülke genelinde yaygınlaştıracak, çocuk bakımına erişimi kolaylaştıracak ve yaşlı ile engelli bakım hizmetlerini güçlendirerek bakım yükünün yalnızca kadınların omuzlarında kalmasına izin vermeyeceğiz.
Üçüncü olarak, çalışan anne ve babaları destekleyen yeni bir çalışma hayatı inşa edeceğiz. Esnek çalışma modellerini geliştirecek, ebeveyn izinlerini güçlendirecek ve hiçbir kadının annelik ile mesleği arasında seçim yapmak zorunda kalmadığı bir çalışma hayatını hedefleyeceğiz. Çünkü güçlü aile, kadının ekonomik hayattan dışlandığı değil; kadınların güven içinde çalışabildiği toplumlarda kurulur.
Dördüncü olarak, çocuklarımızın güvenliğini yalnızca fiziksel güvenlik olarak görmüyoruz. Onları şiddetten, bağımlılıklardan ve dijital dünyanın risklerinden koruyan güçlü bir önleyici sosyal politika anlayışını hayata geçireceğiz.
Ve son olarak şunu özellikle ifade etmek istiyorum:
Nüfus politikası sadece doğumla başlamaz. İnsanın doğumundan yaşlılığına kadar uzanan güçlü bir sosyal devlet anlayışıyla başarıya ulaşır. İşte bu nedenle biz, çocuktan yaşlıya kadar her bireyin kendisini güvende hissettiği, ailelerin yalnız bırakılmadığı ve geleceğe güvenle bakabildiği bir Türkiye hedefliyoruz.
Bugün konuştuğumuz dört rakam aslında bize bir tercih yapmamız gerektiğini söylüyor.
Ya bu tabloyu seyredeceğiz...
Ya da cesur, gerçekçi ve insan odaklı politikalarla Türkiye'nin demografik geleceğini yeniden inşa edeceğiz.
Biz ikinci yolu seçiyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki Türkiye'nin nüfus sorunu çözülebilir. Ama bunun yolu insanlara daha fazla çocuk sahibi olmalarını söylemekten değil, insanların aile kurmaya güven duyacağı şartları oluşturmaktan geçer.
Türkiye aile kurmayı kolaylaştırmadan, nüfus sorununu çözemez. Türkiye çocuk sahibi olmayı güvence altına almadan, demografik geleceğini güvence altına alamaz.
Ve son sözümüz şudur:
Türkiye çocuk istiyorsa, önce aileye güven vermelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla slogan değil; daha güçlü bir sosyal devlet, daha güçlü aileler ve geleceğine güvenen bir toplumdur.
Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun içindir."