Son süreçte solo albümleriyle öne çıkan Soprona Pınar Temizel Çulha Haberes Dergisi'nin Nisan 2022 sayısına konuk oldu. Yazarımız Cem Aksu ile müzik dolu sohbet eden Çulha; “Ah nerede o eski şarkılar?” diyoruz. Neden? Çünkü geçmiş yıllardaki yaşam tarzı ve insanların daha samimi basit ve hesapsız yaşamları, o güzelim şarkıları yazdırdı. Şimdi bu dönemde, kalp daha tutkusuz ve daha isteksiz atıyor sanki” dedi.

Pınar Hanım merhabalar. Dergimize hoşgeldiniz. Sizi ağırlamak çok büyük mutluluk. Ülkemizin önemli yorumcularından birisiniz ve aynı zamanda da Opera bölümü mezunusunuz. Bizlere konservatuvara giden yoldan bahseder misiniz? Bu müzik ilgisi nasıl keşfedildi sizi kim yönlendirdi?

Merhabalar. Nazik sözlerinize ve nazik röportaj davetinize çok teşekkür ediyorum öncelikle. Ben Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera-Şan Bölümü lisans mezunuyum. Okuduğum lisede, müzik öğretmenimin, yeteneğimi fark etmesi ile bu yolculuk başladı bende. Lise mezuniyetimden sonra Devlet Operamızın ilk kadın opera sanatçılarından Belkıs Aran ile aralıksız çalışarak Opera’nın aslında bir yaşam tarzı, hayata bakış açısı ve derin bir ekol olduğunu kendisinden arya öğrendim. Emeği bende çok büyüktür. Eşsiz bir sanatçı ve öğretmendi. Kıymetli hocamın aziz hatırasına saygıyla. Konservatuvar yıllarımda yine Devlet Operamızın kurucusu, büyük sanatçı, rejisör Sayın Aydın Gün’den sahne derslerimi aldım. Kaliteli, nitelikli, bu mesleğin duayeni hocalarla, harika yıllar geçirdim konservatuvarımda gerçekten. Mezuniyetimden sonra CRR SENFONİ ORKESTRASINA Solist-Korist sanatçı olarak kabul edildim. Üç yıl sonra da İSTANBUL DEVLET OPERA VE BALESİ için açılan sınavı kazanarak, kurumun kadrolu sanatçısı oldum. Halen kurumumda asli görevimi sürdürmekteyim.

Opera Sanatçılığını ülkemizde yeri nedir? Sizce anlaşılabilen bir sanat dalı mı opera?

Opera Sanatçılığı eğitimi Tıp eğitimi gibi uzun süren bir eğitimdir. Hem eğitmenler hem öğrenciler için özveri ve fedakârlık gerektirir. Opera hem tiyatroyu hem dansı hem şarkı söylemeyi, yani pek sanat dalını içinde barındıran ana sanat dalıdır. Ülkemizde Operanın yeri tabi ki var. Her zaman seyircisi ve takipçisi çok olmuştur. Ben kuruma kabul edildiğim 2002 yılından beri görev aldığım yüzden fazla opera operet çocuk oyunu ve oratoryo eserinde (inanın kaç temsil yaptığımı artık hatırlamıyorum) hep kapalı salona oynamışızdır. Biletlerimiz satışa çıktığı gibi tükenir. Ama Opera eserlerini, çok sesli müziği dinlemek ve anlamak için çaba göstermek gerekiyor. Belli bir birikim, eğitim ve araştırma isteyen bir sanat. Herkesin mutlaka ama mutlaka bir opera salonunda bir opera temsili izlemesini tavsiye ederim. Onlarca enstrümandan oluşan orkestranın o şahane çok sesli müziğini, sanatçıların dönem makyajından, saçına kostümüne kadar harcanan emeği, teknik ekibin ustaca hazırladığı kocaman dekorları, koronun ihtişamını mutlaka görmelerini isterim. Kesinlikle çok emek verilen büyüleyici bir sanattır opera.

Bize albümlerinizden bahseder misiniz? Nasıl oluştu bu albümler? Repertuvarı oluştururken nasıl bir çalışma yaptınız?

Ben, Operadaki görevimin yanı sıra, yurt içinde ve yurt dışında (Yunanistan-Almanya ve Belçika, Çin) pek çok özel konserlerle ve projelerle seyirci ile buluştum. Aryalardan, operetlere, müzikallere, tangolara, Türk müziklerine kadar pek çok örnekler sergiledim bu konserlerimde. Pandemi öncesi, Cumhuriyet ilk dönem batı ekollü Türk Müziği eserlerine merak salmıştım. Evlerimize kapandığımız dönem, evimin üst katını stüdyoya çevirerek, ilk single albümüm KAPTANZADE’yi kaydettik. Kaptanzade Ali Rıza Bey, ilginç bulduğum ve özellikle araştırdığım bestecilerdendi. Operetlerde bestelemiş olan bu büyük bestecimizin “Bu İstanbul’un Kızları” adlı 1920’li yıllardan sonra hiç söylenmemiş eserini ben bu albümümde yüz yıl sonra ilk kez seslendirdim. Kapıldım gidiyorum ve Denizde Akşam adlı eserlerini de kapsayan albümümüzü kendi imkanlarımızla yayınladık. O dönem oğlum Onat Çulha’nın albümlerimdeki tüm emekleri benim şansımdır. Tüm gitarlar, aranjeler, fikirler, kayıtlar, mix ve mastering oğlum Onat Çulha’nın elinden çıkmıştır. KAPTANZADE albümümden sonra, Osmanlı son Cumhuriyet ilk dönem Türk müziği tarihimize ilgim giderek arttı. Sahafların internet sitelerinden edindiğim kitaplar yayınlar eski taş plak kayıtları ile zamanın su gibi aktığı bir çalışmanın içine girdim. Pandeminin en şiddetli döneminde, ev stüdyomda gitar, piyano ve keman kayıtları alarak, AŞK PLAK adlı albümümü kaydetmeye başladık. İçinde Muhlis Sabahattin Bey’in notaları kayıp ÇARESAZ Opereti’nden iki eserin olduğu, yine hiç duyulmamış unutulmuş 1920’li yılların batı ekolüyle bestelenmiş dokuz Türk Müziği eserini albümümüze ekledik. Bu eserler öyle ki, bazılarının ne bestecisi ne de söz yazarı belli. Öylece kimsesiz kalmış çocuklar gibiydiler. Onları yeniden seslendirip, tüm dijital platformlarda yayınlayarak tüm dünyaya ulaşmalarını sağladım. İçlerinden “Vurgunum” adlı Kaptanzade Ali Rıza Bey bestesine, bir de klip çektik. NETD Müzik’te izleyicinin beğenisine sunuldu. Bu albümlerimle daha sonra Ahenk Müzik adlı bir müzik firması ilgilendi ve bu unutulmuş eserlerimizin hayata kazandırılması yolunu beraber yürümeye karar verdik. Kendilerine çok teşekkür ederim. Yeni bir çalışmaya başladım ve bir yıldır yine eski taş plak kayıtlarından ve çeşitli yayınlardan eserler araştırıyor, buluyor, dinliyor, aranje ediyor, sözlerini çözüyorum. Albümlerime kemanıyla zarafet katan konservatuvar arkadaşım Elif Eglar Kutlu’ya tüm orkestrasyonu yazdırıyor ve yeni albümüm için bu eserleri hazırlıyorum. Yeni yayınlanacak albümümdeki eserlerin çoğu yine hiç duyulmamış eserler. Yüz yıl sonra ilk defa benim yorumumla sizlerle buluşacak. Bu konuda engin bir plak arşivine sahip olan ve kitap yazan, Yazar ve tiyatro Sanatçısı, araştırmacı Cemal Ünlü’den de eser bulma konusunda büyük yardım gördüm. Kendisine kalpten teşekkür ederim. “Kayıp Şarkılar” adlı yeni çıkacak albümümde, Osmanlı son dönemi yaşamış, farklı mezheplerden bestecilerimizden, bir kadın bestecimizden, Muhlis Sabahattin Bey, Kaptanzade Ali Rıza Bey’in bestelediği hiç duyulmamış eserler ve anonim eserleri, benim yorumumla dinleyeceksiniz. Bu defa dönemin enstrümantal tarzına sadık kalmaya çalışarak hazırladım albümümü. Tüm bu bestecilerimiz hem Türk müziği hem batı müziği eğitimi almışlar. Özellikle Muhlis Sabahattin Bey’in batı ekollü şarkılarının operetlerinin notaları kayıp. Gelecek kuşaklara bu eserleri araştırmak bulmak ve bırakmak, biz araştırmacı sanatçıların geçmiş müzik tarihimize ve bestecilerine, yorumcularına borcumuz, görevimiz olduğunu düşünüyorum.

Ülkemizde sanatın ve sanatçının bulunduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerçek sanat ve sanatçı, tabi ki hak ettiği değeri görmüyor ülkemizde. Bu gerçekle yaşıyoruz. Hak ettiğimiz değeri görmüyoruz diye oturup ağlama yaşımızı çoktan geçtik diye düşünüyorum. Çalışmak ve üretmek biz sanatçıların hem kanında var hem aldığımız eğitimin gereği. Sadece biraz daha duyarlılık ve nötr bakış açısı bekliyoruz sanatı destekleyen oluşumlardan. Herkes hep beraber aynı yöne bakar ve başka yere gözünü kulağını kapatırsa, sanatın özgürlüğü ve çeşitliliği yok olur. O da zamanla başka anlamlara bürünür zaten. Yazık olur. Unutulmamalı ki, toplumları besleyen iyileştiren yükselten sanatın kalitesi ve çeşitliliğidir. Toplumum kültürünü yükseltmek adına üreten, arayan, çabalayan her sanatçıyı destekleyelim.

Günümüzde sizce kaliteli bir üretim var mı? Nerede o eski şarkılar dediğiniz oluyor mu? Güncel şarkılar sizce ne derece kalıcı?

Ülkemizde de medyatik şarkıcılar ve şarkıları tabi ki çok gözde. Her yerde olduğu gibi. Ama kaliteli eserler yaratmanın medyatik ve tanınmış olmakla doğrudan bir ilgisi yok bence. Hatta tam tersi yaşamlarla çok daha derin ve nitelikli eserlerin yaratıldığını düşünenlerdenim. Belki medya bu yaşamlara ve çalışmalara yeterince ilgi gösterdiğinde, arada bir denge olabilir. Tabi ki “ah nerede o eski şarkılar?” diyoruz. Neden? Çünkü geçmiş yıllardaki yaşam tarzı ve insanların daha samimi basit ve hesapsız yaşamları, o güzelim şarkıları yazdırdı. Şimdi bu dönemde, kalp daha tutkusuz ve daha isteksiz atıyor sanki.

Genç neslin müziğe ilgisi sizce nasıl? Gençlere yönelik çalışmalarınız var mı?

Benim de genç bir oğlum var. Z kuşağı denilen kuşaktan. İnanın çok başka bir bakış açıları ve tercihleri var müzik konusunda. Hem çok güncel hem çok kaliteli müzikleri seçiyorlar dinlerken. Sadece dinlemekle kalmıyor, tüm hikayesini öğreniyorlar dinledikleri müziklerin. Z Kuşağının derinliğinin hayranıyım. Albümlerimi hep oğlumla hazırladım ve ondan çok fikirler aldım. Yaptığımız şarkılar 2022 yılı ruhuna da hitap etsin istedik ve elektronik müziği de kullandık şarkılarımda. Genç nesille bağlantı kurmanın köprüsü benim için Onat ve onun istekleri. Ayrıca geçtiğimiz aylarda İtalyan bir prodüktör gitarist ve yapımcı olan, iyi bir dostluk kurduğumuz Mirko Buschiazzo, benimle bağlantı kurarak, beraber birkaç film müziğini yeniden cover yapmak istediğini, ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sordu. İlginç bir teklifti gerçekten. Heyecanla kabul ettim. Ennio Morricone’nin bestelediği Autopsy adlı filmin müziğini (Macchie Solari) ve Hans Zimmer ve Lisa Gerrard bestesi Gladyatör adlı (Now we are free) filmin müziğini seslendirdim. Tüm alt yapı kayıtları İtalya’dan geldi, bende İstanbul’dan ses kaydımı ve klibimi Mirko’ya gönderdim. Mix-mastering dahil tüm çalışmaları kendisi tamamladı. Tüm dijital platformlarda yayında şu an. Keyifle dinlensin, izlensin. Ennio Morricone’nin bir film müziğini daha yeni proje olarak yapacağız yakınlarda. Gerçekten gençlere hitap eden güncel ve ilginç çalışmalar film müzikleri cover’ları. Benim için de müzik hayatımda yeni ve çok keyifli bir deneyim. Mirko’ya çok teşekkürler.

Şimdi neler yapıyorsunuz? Yeni projeleriniz neler?

Şimdi “Kayıp Şarkılar” adlı albümümün kayıtları ile ilgileniyorum. Konsantrasyon isteyen bir dönem gerçekten. Her şey çok iyi olsun diye uğraşıyoruz. Aynı zamanda özel konserlerim dinletilerim devam ediyor. Tabi provaları da. Bir de yurt içi ve yurt dışında, defalarca sahnelediğimiz “İki Buğday Başağı” adlı Konser ve Dans Gösterimiz var.

‘’İki Buğday Başağı’’ projesinden bahseder misiniz? Bu projenin çıkış noktası ve amacı neydi?

‘İki Buğday Başağı’ projemiz, otuz yıldır Tuzlader’in Başkanı olan annem Nursen Temizel’in yazdığı İki Buğday Başağı adlı kitaptan adını almıştır. Konusu Mübadele. Ben hem anne ve hem baba tarafından Selanik göçmeniyim. 3. Kuşak mübadilim. Kakapedia Ege ve Yunan Dansları Kurucu eğitmeni kardeşim Kaan Temizel ile hazırladığımız gösterimizde, dedelerimizin, atalarımızın yaşadıkları bu hazin göçü, Mübadeleyi, şarkılar türküler ve danslarla seyircimize anlatıyoruz. Önümüzdeki günlerde Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde 17. sini sahneleyeceğiz. Çok ilgi gören bir proje. Yunanistan’da Kılkış Kavala Edesa ve Larissa’da, Türkiye’de; İstanbul, Ankara ve İzmir’de dolu salonlarda yaptık temsillerimizi hep. Ne diyelim, nicesi olsun.

Eskişehir’e hiç geldiniz mi? Şehrimiz ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Aynı İnanç ve Ruhla Aynı İnanç ve Ruhla

Eskişehir’e, bu büyülü, dünya güzeli şehrimize defalarca geldim. Devlet Operası olarak, bir operet ve bir oratoryo temsili sergiledik Eskişehir’in sıcak seyircisine. Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda olmak üzere. Tam bir kültür ve sanat şehri Eskişehir. Çok yüksek ve harika, gencecik bir enerjisi var şehrin. Değerli Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen hocamız, inanılmaz enerjisi ve çalışkanlığı, yüksek kültürüyle adeta parlatmış Eskişehir’i. Kendisine bir sanatçı olarak çok teşekkür ediyor ve çalışmalarında kolaylıklar, başarılar diliyorum. Kıymetli Eskişehir halkına da selam ve sevgilerimle. Bu harika sohbet için siz değerli Cem Aksu’ya ve HaberEs dergisine kalpten teşekkür ediyorum.