İletişimi sezgisel bir uğraş olmaktan çıkarıp ölçülebilir, veriye dayalı ve stratejik bir alana dönüştüren Saydam, İsviçre’de kimya alanında başlayan akademik yolculuğunu, gazetecilikten kurumsal iletişime uzanan özgün bir kariyere taşıdı. Bu birikimini ise öğrencilerle paylaştı.
Moleküllerden manşetlere uzanan bir kariyer
Kimya eğitimi almış birinin Türkiye’de iletişim danışmanlığının kurucu isimlerinden biri hâline gelmesi güçlü bir kırılma hikâyesi. Bu dönüşümde sizi en çok zorlayan eşik neydi? Geriye dönüp baktığınızda “İyi ki böyle olmuş” dediğiniz kritik bir karar var mı?
Kimya öğrenimi aldığım yıllar, meşhur 68 kuşağının ortaya çıktığı dönemdi. Bu yalnızca Türkiye’ye özgü değil, bütün dünyada yaşanan sosyolojik bir süreçti. Biz o yıllarda sadece fen bilimleriyle ilgilenmiyor; sosyoloji, psikoloji ve felsefeyle de yoğun biçimde temas ediyorduk. Ben de 68 kuşağının neredeyse tüm özelliklerini birebir yaşadım. Türkiye’ye döndüğümde ilk işime Milliyet Gazetesi’nde muhabir olarak başladım. Bu kırılmayı mümkün kılan en önemli unsur, öğrencilik yıllarımda sosyal bilimler alanında edindiğim birikimdi. İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının büyük bölümü yurt dışına gider; bir kısmı da orada kalır. Benim Türkiye’ye dönme kararım ise hayatımdaki en önemli eşiklerden biriydi. İnsan, köklerinin bulunduğu yerde kendini daha özgür ve daha etkili hissediyor. En azından ben öyle hissettim. Bu karar, kariyerimde belirleyici bir kırılma noktası oldu.
“İtibarını yönetemeyen hiçbir şeyi yönetemez”
Gazetecilikten danışmanlığa, yöneticilikten yazarlığa uzanan çok katmanlı bir kariyeriniz var. Bu farklı roller itibar iletişimine bakışınızı nasıl şekillendirdi?
İnsan hayatını belirleyen en önemli unsur itibardır; yani nasıl algılandığıdır. İtibarını doğru yönetemeyen biri kariyerini de yönetemez, hayatındaki başka hiçbir alanı da. Evliliğini, arkadaşlıklarını, çalışma hayatını… Bu nedenle itibar yönetimi kavramıyla karşılaşmak benim için çok kritik bir dönüm noktası oldu. Buradan hareketle iletişim danışmanlığına yöneldim.
“İtibarı, etkililiği ve adanmışlığı ölçmek mümkün”
Bersay’ı kurduğunuz dönemde Türkiye’de kurumsal iletişim ve itibar yönetimi bugünkü kadar yerleşik değildi. O gün ile bugün arasında zihniyet açısından en büyük fark sizce ne?
Türkiye’de “Bence” diye başlayan cümlelerin giderek azaldığını gözlemliyorum. İletişim mühendisliğinin gelişmesi ve ölçümleme anlayışının yerleşmesi bu değişimin temel nedeni. Henry Ford’un meşhur bir sözü vardır: “Reklama harcadığım paranın yarısı boşa gidiyor ama hangisi olduğunu bilmiyorum.” bugün bunu biliyoruz. Artık harcadığınız her kuruşun ne kadar verimli olduğunu, iletişimi nasıl yönettiğinizi ölçmek mümkün. İtibarı, etkililiği ve adanmışlığı somut verilerle değerlendirebiliyoruz. Bu nedenle iletişim alanında ciddi bir olgunlaşma yaşandı. Tesadüflerin yerini mühendislik yaklaşımı aldı; hiçbir şey artık şansa bırakılmıyor.
“Öğrencilerde ana eksiklik Türkçe zenginliği”
Akademi ile sektör arasındaki kopukluk sıkça tartışılıyor. Bugün iletişim fakültelerinden mezun olan gençlerde sizi en çok eksik hissettiren yetkinlik nedir?
Birinci eksiklik Türkçe zenginliği. Türkçeye hâkimiyet; edebiyatla sanatla ve Türk Dil Kurumu kurallarını bilip uygulamakla gelişir. İkinci eksiklik, sosyoloji ve sosyal bilimler alanındaki yetersizlik. Üçüncü olarak da bireyin kendi toplumunu yeterince tanımaması geliyor. Sözlü Türkçe’de genellikle iyiyiz ama yazılı dilde ciddi hatalar yapılıyor. Oysa kültürün temeli dildir. Dil olmadan iletişim, iletişim olmadan da yönetim olmaz. Zaten “Devletin temeli kültürdür” sözü de Atatürk’e aittir.
“Anadolu Üniversitesi’nde çok güçlü bir yaklaşım var”
İletişim Bilimleri Fakültesi gibi köklü bir yapının bugün sıradanlaşmamak için koruması gereken temel duruş sizce ne olmalı?
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nde bu konuda çok ciddi bir anlayış olduğunu görüyorum. Tıpta ve mühendislikte olduğu gibi iletişim öğrencilerinin de belli bir aşamadan sonra uygulamanın içine girmesi şart. Fakültelerin, ajans zihniyetiyle sektörle rekabet edebilecek bir yapıya kavuşması gerekiyor.
Sorgula, yetinme, değişime açık ol
Bağışladığınız kitaplar bir anlamda düşünsel izlerinizi taşıyor. Öğrenciler bu kitaplarla hangi düşünme biçimini kazanmalı?
Değişimin kötü bir şey olmadığını ve direnmenin aslında değişimin parçası olduğunu fark etmelerini isterim. Bu kitaplar, onları yetinmemeye, sorgulamaya ve değişime açık olmaya yöneltirse çok mutlu olurum.
Gençlere üç altın anahtar: Ciddiyet, merak, derinlik
Genç iletişimcilere tek bir uyarı ve tek bir umut cümlesi bırakacak olsanız?
“Ben oldum” düşüncesi kadar insanı geriye çeken bir şey yok. Dolayısıyla gençlere yetinmemeyi öneririm. Ayrıca birlikte çalıştığım insanlarda aradığım üç temel özellik var: ciddiyet, merak ve derinlik. Bunları genç yaşta edinenler, rakiplerine çok ciddi bir fark atıyor.


