Turist rehberliğinin en büyüleyici yanının dinamizm olduğunu söylüyor Yenen. Ofis ortamından uzak, her gün yeni bir insanla, yeni bir coğrafyayla ve yeni bir hikâyeyle karşılaşmak mesleğin en canlı tarafı. Ancak onu yıllardır yollarda tutan yalnızca bu hareketlilik değil. Yenen, özellikle Anadolu turlarında, program elverdiği ölçüde daha önce bilmediği yerleri rotaya eklemeyi kişisel bir prensip hâline getiriyor. Yüzlerce kez gidilmiş bir destinasyona bir kez daha gitmek kadar, yeni bir köy, yeni bir lezzet ya da hiç bilinmeyen bir mekân keşfetmenin heyecanı da motivasyonunu besliyor. Yenen, yollarda geçen bu hayatı anlatırken hâlâ aynı merakla konuşuyor.
“15 günlük bir turun sonunda hangi unsurun akılda kaldığı sorulduğunda, yanıt çoğunlukla aynı: Türk insanı”
“Her gün yeni bir macera,” diyor Yenen. Ona göre Anadolu’da sürpriz hiç bitmiyor. Üstelik bu sürprizler çoğu zaman taşta, toprakta ya da anıtlarda değil; insanın kendisinde saklı. İlk kez Anadolu’ya gelen yabancıların en çok neye şaşırdığını sorduğumuzda, tek bir tarihî yapı ya da doğal güzellik saymıyor. Yenen konu hakkında şunları söylüyor: “Bu coğrafyayı tek bir başlık altında toplamak mümkün değil; her gün bir öncekini geride bırakacak kadar etkileyici. Ancak 15 günlük bir turun sonunda geriye dönüp bakıldığında en çok hangi unsurun akılda kaldığı sorulduğunda, yanıt çoğunlukla aynı: Türk insanı. Tarihî ve doğal zenginlikler kadar, hatta belki daha fazla, naif ve otantik konukseverlik ziyaretçilerin hafızasında yer ediyor.”
Yenen’in hatıralarıyla bu içtenliğin hafızalara kazınan örneklerinden biri, bir pamuk tarlasında yaşanıyor. Ana yoldan sapılan bir tur sırasında, otobüste 30–40 Amerikalı turist varken pamuk tarlalarında çalışan işçiler görülüyor. Otobüs durduruluyor, izin isteniyor ve misafirler tarlaya davet ediliyor. Turistler ve işçiler tek tek el sıkışıyor. Ardından pamuk işçilerinin sorduğu soru, bazı turistleri gözyaşlarına boğuyor: “Misafirlerimiz aç mı?” Yenen’e göre bu an, Anadolu insanının içtenliğini ve paylaşma refleksini en yalın hâliyle ortaya koyuyor.
“Kuzey Mezopotamya kalbimde özel bir yere sahip”
Yıllar içinde pek çok bölgeyi defalarca ziyaret eden Yenen’in kalbinde özel bir yeri olan coğrafya ise Güneydoğu Anadolu; bir başka ifadeyle Kuzey Mezopotamya. Şerif Yenen, 1995’ten bu yana bölgede yürütülen arkeolojik kazıları yakından takip ediyor. Özellikle Göbeklitepe, Karahantepe ve Taş Tepeler kazı alanlarında ortaya çıkan bulguların, insanlık tarihini yeniden düşünmeye sevk ettiğini vurguluyor. Kazıların başladığı ilk dönemlerden bu yana bölgeyi arkeologlarla birlikte gezme fırsatı bulmuş olması, Yenen için ayrı bir anlam taşıyor. Turist rehberi Yenen, bu keşiflerin kendi kuşağına denk gelmesini ise büyük bir ayrıcalık olarak görüyor.
Kültürel zenginliğin bir diğer güçlü yansıması ise mutfakta karşımıza çıkıyor. Yenen’e göre Anadolu mutfağını tek bir lezzetle sınırlandırmak mümkün değil. Durumu şu ifadelerle açıklıyor Yenen: “Osmanlı’dan miras kalan birlikte yaşam kültürü, farklı etnik kökenleri ve coğrafyaları aynı sofrada buluşturmuş. Çerkez, Kafkas, Balkan, Doğu Anadolu… Her biri kendi ürününü, pişirme tekniğini ve hikâyesini bu mutfağa taşımış. Yabancı ziyaretçiler Türkiye’ye geldiklerinde, mutfağın yalnızca kebaptan ibaret olmadığını gördüklerinde büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Anadolu mutfağını dünyada henüz hak ettiği tanınırlığa ulaşmadı; ancak zamanla bunun değişeceğini düşünüyorum.” diyen Yenen’in yıllar sonra gittiği Eskişehir’de daha önce hiç tatmadığı lezzetlerle karşılaşması da ona göre bunun en somut kanıtı. Anadolu’da keşif asla bitmiyor…
“Anadolu’yu anlamak için yavaşlamak gerek”
Günümüzün fotoğraf odaklı, hızlı tüketilen seyahat anlayışı ise Yenen’e göre Anadolu’yu anlamayı zorlaştırıyor. “Bulundum, gördüm.” demekle yetinilen geziler, bu toprakların derinliğini kavramaya yetmiyor. Anadolu’nun tarihini, felsefesini ve kültürel arka planını öğrenmeden yapılan ziyaretler yüzeyde kalıyor. Yenen’in gençlere önerisi ise net: “Bu toprakların geçmişi yalnızca 1071 sonrası ile sınırlı değil; çok daha eskiye, insanlık tarihinin başlangıç noktalarına kadar uzanıyor. Bu nedenle araştırmak, öğrenmek ve çok katmanlı bakabilmek gerekiyor.”
Yılların ardından dönüp baktığında, Anadolu’nun ona öğrettiği en önemli şeyin “çok katmanlılık, çok perspektiflilik ve birlikte yaşam kültürü” olduğunu söylüyor Yenen.
Belki de Anadolu’nun en büyük gücü tam olarak burada yatıyor: Aynı topraklarda, farklı dillerin, kültürlerin ve inançların izlerini taşıyan güçlü bir hafıza. Bu hafızayı anlamaya niyet eden her yolcu için Anadolu, her seferinde yeniden başlayan, sonu olmayan bir keşif yolculuğu olmaya devam ediyor.