☰
✕
SİYASET

"17,5 Milyon İnsanımız Sosyal Yardımlarla Ayakta Duruyor"

Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Çetin; "Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde Türkiye'de 2-2,5 milyon civarında insanımız sosyal yardım kapsamında değerlendirilirken şu an 17,5 milyon insanımız sosyal yardımlarla ayakta duruyor. Tüm bunları topladığınız zaman nüfusun yüzde 65-70'inin açlık sınırının altında yaşıyor" dedi.

Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Çetin de şu ifadeleri kullandı;

"Partimizin saha çalışmaları çerçevesinde Eskişehir'de yaptığımız çalışmalarla ilgili sizlere bilgi vermek için bugün burada toplandık. Türkiye'nin tüm illerinde saha çalışmalarını Divan üyeleri ve MKYK üyeleri olarak yakinen takip ediyoruz ve Genel Merkez olarak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bu vesileyle de ben sorumlu olduğum Eskişehir'e geldim.

Eskişehir'de iki günlük bir program yapacağız. Programımızın birinci ayağını tamamladık. Bugün de ikinci ayağını tamamlayıp tekrar Ankara'ya döneceğiz.

Eskişehir'de partimiz maya tutmuş. Sokakta, esnaf ziyaretlerimizde, pazar ziyaretlerimizde Anahtar Parti'yi bilen ve Anahtar Parti hakkında fikir beyan eden vatandaşlarımız oldukça yoğunlukta. Bu bizi çok mutlu ediyor.

İki yıllık bir partiyiz. İki yıl içerisinde Türkiye'nin tüm illerinde teşkilatlarımızı kurduk. 700'ün üzerinde ilçede teşkilatımızı kurduk ve saha çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Türkiye'nin en büyük sıkıntısı ekonomi sıkıntısı. Kime dokunsanız, 'Açlık sınırının altında yaşıyoruz' diye feryat ediyorlar. Esnafımız çok büyük sıkıntıda, çiftçimiz çok büyük sıkıntıda. Besicilerimiz mandıralarını kapatma noktasına gelmiş. Girdilerin çok pahalı olduğu ve ürünlerinin para etmediği noktasında serzenişte bulunuyorlar.

Tabii biz parti olarak vatandaşı dinliyoruz. Vatandaşımızın bu taleplerini parti politikamız hâline getiriyoruz. Biz konuşan değil, dinleyen bir partiyiz. Çünkü memleket şimdiye kadar çok güzel konuşanlar tarafından idare edildi ama karnemiz de ortada.

'Biz artık güzel konuşanlara değil, güzel iş yapanlara yetki vermeyi istiyoruz' diyor vatandaşlarımız. Bu çerçevede biz de vatandaşı dinleyen bir parti olarak yola çıktık.

Magazinsel medya var. Medyada magazinsel konular var. Bir de gerçekten vatandaşı ilgilendiren konular var. Medyaya baktığımız zaman vatandaşı ilgilendiren konular çok gündeme gelmiyor.

Çocuklarımızın yüzde 30'u okullara beslenme götüremiyor ve neslimizde bir bodurlaşma oluyor. Hem zekâ açısından hem bedensel açıdan neslimiz beslenememekten dolayı bodurlaşıyor. Bizlerin göz bebeği olan çocuklarımıza bile okula giderken beslenme çantalarına bir şey koyamayan ailelerimiz, annelerimiz, babalarımız var. Bu bizim içimizi çok acıtıyor.

Eğitim sistemi ciddi manada sıkıntılı. Çocuklarımızı anne kucağı gibi güvenli olarak gördüğümüz okullarımıza gönderiyoruz, cesetlerini alıp çıkıyoruz. Mutlaka bunlara çözüm bulunması gerekiyor, diyoruz. Sizlerin aracılığıyla da yöneticilerimize bu mesajımızı iletmenizi istiyoruz.

Çocuklarımız beslenemediği gibi iyi bir eğitim de alamıyor. Mesleksiz bir toplum oluşuyor. Mesleksiz bir toplum oluşması esnafımızı etkiliyor. Ara eleman bulamıyorlar. Gençlerimizin elinde diploma var ama diplomanın içi boş, meslekleri yok.

Bizlerin döneminde meslek liselerine sınavla girilirdi. Endüstri meslek liselerinde teknik liseye geçişte başarılı olan öğrenciler teknik liseye geçerlerdi. Teknik liseyi bitiren gençlerimiz, eğer ağaç işleri mezunuysa ağaçtan adam yaparlardı. O kadar yetenekliydiler.

Bugün meslek lisesini bitiren gençlerimiz çivi çakmayı bilmiyor. Ara eleman sıkıntımız var. Eğitim sistemimiz çoban yetiştiremiyor.

Eğer Afganistanlılar olmasa hayvancılığımız ciddi manada sıkıntıya girecek. Suriyeliler olmasa sanayide ara eleman bulma sıkıntısı olacak. Ama biz Avrupa Birliği'ne mesaj verirken diyoruz ki: 'Siz bizi almak zorundasınız çünkü biz genç nüfusuz.'

Genç nüfusumuz nerede? Mesleksiz, büyükşehirlerin varoşlarında, kahve köşelerinde, sanal kumar ve uyuşturucu batağına saplanmış durumda. Devlet acilen bu sorunu çözmek zorunda. Çünkü bu bizim istikbalimiz, bu ülkemizin, milletimizin geleceği. Gençlerimize mutlaka sahip çıkmak zorundayız.

İyi eğitim almış gençlerimiz hayallerini yurt dışında kurmaya çalışıyor. Yani eğitimli gençlerimiz Türkiye'de hayal kuramaz hâle geldi. Yönetim, bizleri idare edenler, 'Giderlerse gitsinler' diyor eğitimli gençlerimize. Ama Suriye'den Türkiye'ye gelen mesleksiz insanlara da 'Gelirlerse gelsinler' diyor.

Yani biz bu 'Giderlerse gitsinler' ve 'Gelirlerse gelsinler' kıskacından Türkiye'yi mutlaka kurtarmamız lazım. Kendi çocuklarımıza sahip çıkmamız lazım.

Sizler de takip ediyorsunuzdur; köylerin büyük bir kısmı boşaldı. Tarımla uğraşan insanlarımızın yaş ortalaması 57. Bundan 10 sene sonra köylerde tarımla uğraşacak kimse kalmayacak.

Şehir merkezlerimiz çok plansız ve çok kalabalık olmaya başladı. Almanya ile Türkiye'nin nüfusu birbirine yaklaşık, denk sayılır. Almanya'da en kalabalık şehir 3 milyon, 3,5 milyonken Türkiye'de 17 milyon. Bu, bizim şehircilikte de sanayinin dağılımında da plansız bir ülke olduğumuzun en büyük ispatlarından bir tanesidir.

Devlet planlamayla yönetilir. Devlet denetimle yönetilir. Devlet yönlendirmeyle, finans kaynaklarına kolay erişim imkânları sağlayarak yönetilir. Ama Türkiye'de bu zafiyetleri her gün yaşıyoruz.

İşte en son 'fonda olay' diye medyaya yansıyan, borsamızdaki bir yolsuzluk var. Bu yolsuzluk sadece bizim dokunduğumuz ve bize gösterilen bir kısmı.

Tüm kurumlar aynı pozisyonda. Elinizi nereye atsanız mutlaka bir problem çıkıyor ve bunları da maalesef vatandaşın hoşuna gidecek sözlerle, demagojiyle günü geçiştirmeye çalışıyoruz.

25 bine yakın tır şoförümüz şu an vize alamadığı için Avrupa'ya giriş yapamıyor. Lojistik bağımız kesiliyor.

Bir ülke düşünün ki yöneticisi dünya lideri ama pasaportunun değeri uluslararası sıralamada 81. sırada. Yani söylem güzel, icraat kötü diye düşünüyoruz biz.

Biz Anahtar Parti olarak, Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu Bey'in de söylediği, ifade ettiği gibi, siyaseti kendi mecrasına çektiğimiz zaman inanın 3-4 sene içerisinde yaşadığımız sorunların büyük bir kısmı çözülmüş olacak.

Biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti her vatandaşına bir kimlik kartı verir. Bu kimlik kartıyla her vatandaşımız, devlet kurumlarına gittiğinde adam aramadan, devlette olan iş ve işlemlerini rahat bir şekilde yapıp evine dönebilmeli.

Ama maalesef şimdi hangi kuruma gitsek mutlaka bir adam aramak zorunda kalıyoruz. Hatta hastaneye gidiyoruz, hastanede bile adam aramak zorunda kalıyoruz. Çok insani bir tedavi talebimizi bile yerine getiremiyoruz.

Evet, hastanelerde kuyruklar yok ama hastanelere erişim imkânları çok zayıfladı. Hastanelerdeki kuyruklar şimdi internete taşındı. Randevu almak için internet üzerinde kuyruklar oluşmaya başladı.

Yani bunların farkındayız biz Anahtar Parti olarak. Bunların çözümleri var. Ekonomik sıkıntılarımızın çözümleri var.

Düşünebiliyor musunuz, bir telefon alıyorsunuz, telefonun değeri 35-40 bin lira ama siz 120 bin lira para veriyorsunuz. 40 bin liralık telefonun üzerine 80 bin lira vergi veriyorsunuz.

Bir varil akaryakıt alıyorsunuz, dünya ölçeğinde 9 bin 600 lira para veriyorsunuz, bunu vatandaşınıza 22 bin liraya satıyorsunuz. Bu kadar büyük bir geliri olan devlet nasıl ekonomik bir sıkıntıya girer, bunu gerçekten anlamak çok zor.

Devletin eli esnafın cebinde, vatandaşın cebinde. Biz diyoruz ki artık elinizi vatandaşın cebinden çekin. Ne kadar paraya ihtiyacınız varsa söyleyin, vatandaş o parayı versin, bir seferde kurtulsun.

Ama maalesef şu an lahmacun satan bir esnafımızın kasasında Maliye gelip sabahtan akşama kadar kontrol yapıp girdisini, çıktısını incelerken katrilyonların gittiği, 20 milyar dolara yakın maliyeti olan bir fon krizini devlet son anda görüyor.

Eğer denetim yapılacaksa herkese yapılmalı, sadece küçük esnafa yapılmamalı.

Bunun mutlaka siyasi sonuçları olacak. Bir genel başkan yardımcısının istifa etmesiyle 20 milyar dolarlık bir şeyin üstü kapatılamaz. Bunun siyasi sonuçlarını mutlaka bekliyoruz biz hükümetten.

Sadece borsadaki bu yolsuzluk değil, diğer kurumların da mutlaka denetlenmesini, yaptıkları iş ve işlemlerin Sayıştay tarafından denetlenerek medyayla paylaşılmasını istiyoruz. Vatandaş mutlaka bu konularda bilgilendirilmeli, diyoruz.

İnsanlarımız çok zor durumda. Asgari ücret açlık sınırının altında. Emekli maaşı açlık sınırının altında.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde Türkiye'de 2-2,5 milyon civarında insanımız sosyal yardım kapsamında değerlendirilirken şu an 17,5 milyon insanımız sosyal yardımlarla ayakta duruyor. Tüm bunları topladığınız zaman nüfusun yüzde 65-70'inin açlık sınırının altında yaşadığını söyleyebiliriz.

Belli bir kesim var, bir eli yağda. Diğer kesim ise 'Akşam eve ekmeği nasıl götüreceğim?' derdinde.

Devlet memurlarımızın maaş sıkıntısı var. Polislerimizin çalışma şartlarında ciddi sıkıntıları var. Askerlerimiz sıkıntılı. Yani çalışan her grup dezavantajlı grup hâline geldi.

Atanamayan öğretmenlerimiz var. Bir günle emeklilik imkânını kaçırıp 17 yıl daha çalışmak zorunda kalan, kademeli emeklilik bekleyenlerimiz var. Toplumun her kesimi dezavantajlı olmaya başladı.

Yani bu problemlerin mutlaka masaya yatırılıp taraflarla konuşularak çözüme ulaştırılması kanaatindeyiz.

Anahtar Parti iktidarında bunların tamamının çözümüyle ilgili çalışmalarımız hazır.

Her siyasi parti iktidar olmak için kurulur arkadaşlar. Biz de Anahtar Parti olarak iktidar olmak ve memleketi yönetmek için kurulduk.

Memleketi yönetmenin şu anki usulünü biliyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi var. Meclisin yetkileri kuşa dönmüş, Meclisin yetkileri elinden alınmış ve Cumhurbaşkanlığına verilmiş bir sistemimiz var. Bunun adına 'Türk Tipi Başkanlık Sistemi' diyorlar. Dünyada uygulanmayan bir sistem. Biz de bu sistemin sancılarını çekiyoruz.

Bu sistemde devletin yönetimi Cumhurbaşkanının elinde. Her siyasi parti lideri de Cumhurbaşkanı adayıdır. Ama bu bir ergen hevesi değildir. Günün şartları geldiğinde, şartlara göre oturulup konuşulacaktır ve karar verilecektir.

Her siyasi partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı adayı namzetidir. Bunu böyle değerlendirmek lazım. Sadece bizim Genel Başkanımız için söylemiyorum.

Şu an mevcut hukuk sistemine göre Cumhurbaşkanının aday olması mümkün değil. Mutlaka erken alınmış bir seçim kararı olması lazım. Seçim kararını alacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı eğer seçime götürürse kendisi aday olamaz. Meclisin seçim kararı alması lazım. Bu sayısal olarak mümkün mü? Mümkün.

Sizler de görüyorsunuz; vatandaşın vicdanını kanatan çerçeve yasa Mecliste 467 oyla geçti. Bizler yıllardır Güneş Motel hikâyesini dinledik, Güneş Motel hikâyesini anlattık. Şu an Meclisin tamamı neredeyse Güneş Motel oldu.

Hangi milletvekili veya hangi belediye başkanı hangi partiden seçildi, şu an hangi partide görev yapıyor, bunları takip etmek bile zor. Böyle bir Mecliste istediğiniz kararı çıkartabiliyorsunuz. Dolayısıyla Meclis kararıyla seçime istedikleri zaman gidebilirler.

Ama seçim yasasında değişiklik yaparlarsa onun bir yıllık bir şartı var. Seçim yasası çıktıktan sonraki bir yıllık süreç içerisinde yapılacak seçimleri kapsar. Bunu da mutlaka düşünüyorlardır.

Eğer 50+1'i 40+1'e düşürmek veya "En fazla oy alan Cumhurbaşkanı seçilir" gibi bir düzenleme yapmak isterlerse, onu seçimden bir yıl önce yapmak durumundalar.

Onun haricinde Sayın Cumhurbaşkanının, şu günün şartlarında, zamanında yapılacak bir seçimde aday olması mümkün değil. Ama seçimi 2 hafta önce yaparlar, 1 ay önce yaparlar, 3 ay önce yaparlar; o zaman Cumhurbaşkanı aday olabilir deniliyor.

Bu, hukukçuların ortak görüşüdür.

Esnaf kan ağlıyor. Yani bunu sadece biz söylemiyoruz, hükümet kendisi de kabul ediyor. Esnafa can suyu kredisi verecekler.

Can suyu, ölme durumunda olan insanlar için verilen sudur. Demek ki esnaf ölmüş, hükümet esnafa can suyu kredisi veriyor. Yani bu, hükümetin söylemi.

Dolayısıyla şu an Türkiye'deki en büyük sıkıntı ekonomik sıkıntıdır.

Kentsel dönüşümün temelinde finans var. Eğer ekonomik olarak güçlü değilseniz kentsel dönüşüm yapmanız da imkânsızlaşıyor. Dolayısıyla yerel yönetimler buradaki sorumlulukları merkezi hükümete atıyorlar. Merkezi hükümetin durumu belli. Şu an ciddi bir ekonomik sıkıntı var. Merkezi hükümet de bu işin içerisinden, bu yükün altından kalkamayacağını gördüğü için sorumluluğu yerel yönetimlere atıyor. Vatandaşın duygularını da birbirlerinin arasında paslaşıyorlar.

Yasal sorumluluk hem yerel yönetimlerde hem de merkezi yönetimde, yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığında. Zaten planlamaları da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile belediyeler ortaklaşa yapmak zorunda.

Çünkü yerel yönetimler biraz daha duygusal davranıyorlar. Kendi yerel etkilerinin altında kalıyorlar. Onun için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da mutlaka bunun içinde olması lazım.

Mikro planları yerel yönetimler yaparken makro planları da Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yapması lazım. Ama bunların koordineli çalışması gerekiyor.

Eskişehir, 20 yıldır iktidar partisi ile yerel belediyelerde yönetimde olan partinin farklı olduğu şehirlerden biri. Yani burada CHP varken iktidarda AK Parti var.

'Bunun cezasını mı çekiyor?' derseniz buna tam katılamıyorum. Çünkü hem yerel yönetimi hem de merkezi yönetimi aynı partide olan diğer illeri de geziyorum. Buradaki sorunların büyük bir kısmı her ilde var.

Dolayısıyla bu, Türkiye'nin bir sorunu. Sadece Eskişehir'in sorunu değil."