AKP şerifi tepeden bakıyor, sonra da ahkâm kesiyor.
Yetmiyor; savcılığa da hâkimliğe de merak sarmış.
Hem suçluyor, hem karar veriyor.
Dosya yok, belge yok; ama hüküm hazır.
Bizim memlekette öyle olmaz.
Bizim savcımız da hâkimimiz de halktır.
Kararı o verir, hükmü de o keser.
“Merkezde üç ilçe olmalı” diyor.
İyi de bu helikopterler hiç mi 12 kırsal ilçenin üstünden uçmuyor?
Uçmuyorsa normal… Uçsa görecek çünkü.
Kırsalda nüfus hızla düşüyor.
Genç kalmıyor, köyler yaşlanıyor.
Tarım küçülüyor, üretici tarlayı bırakıyor.
Hayvancılık yok oluyor, ahırlar boş, yem pahalı, destek yetersiz.
Bunlar yukarıdan görünmez. Helikopterden bakınca tarladaki kuraklık, ahırdaki sessizlik, köydeki yalnızlık seçilmez.
Ama yerde yürüyenler var.
Sokağa inenler, park yapanlar, kreş açanlar, kadın merkezleriyle omuz verenler, yaşlıyı yalnız bırakmayanlar var.
İşte tam burada Tepebaşı Belediyesi konuşur.
Sözle değil, icraatla konuşur.
Bu anlayışın adı da Ahmet Ataç’tır.
Belediyeciliği yaş hesabına, dönem hesabına sıkıştırmayan; işle ölçen bir anlayış.
Kreşleriyle çalışan aileye nefes, kadın danışma merkezleriyle güven, yaşlı dayanışma evleriyle vefa; parklarıyla, yeşil alanlarıyla nefes… Bunlar anlatı değil, günlük hayatın kendisidir.
Medya diliyle kurulan cümleler ise kurumu değil kişiyi konuşur; hizmeti değil imayı büyütür.
Oysa belediyecilik portreyle değil, raporla ve sahayla değerlendirilir.
Manşet hüküm yerine geçmez; ima belge sayılmaz.
Ve gelelim asıl karara…
2024’te halk mührü eline aldı, sandıkta hükmünü verdi.
Açık açık söyledi: “Senden olmaz.”
Bu laf laf değil, karardır.
Çünkü Eskişehir’in vatandaşı seçicidir; doğruyu bilir.
Kim iş yapmış, kim laf üretmiş… Ayırt eder.
Bizim savcımız da hâkimimiz de halktır.
Suçlamayı da o yapar, kararı da o verir.
Rozetle hüküm dağıtılmaz; mühür halktaysa söz de onundur.
Son söz net olsun:
Şeriflik tepeden bakmakla olur.
Belediyecilik sokağa inmekle, insana dokunmakla olur.
Şehirler lafı değil, yapılanı hatırlar.
Ve Tepebaşı, yapılanı hatırlıyor.