Yurdumuzun her bölgesinde vatandaşlarımız maden aramak için gelen firma yetkililerine direniyor, eylem yapıyor topraklarının talan edilmesini istemiyor, korumaya çalışıyor.
Doğu Karadeniz Bölgemizde madencilik faaliyetlerinin hızla arttığı görülüyor. En son Ordu Aybastı Perşembe yaylasında altın arandığını ve vatandaşların da buna tepki olarak eylem yaptıklarını basından öğrendik. Konu mahkemelere taşınıyor. Mahkemelerin iptal, durdurma kararlarına rağmen çalışmalar kesilmiyor, mahkeme kararlarına uyulmuyor.
Ormanların denizlerin akarsuların göllerin değeri buralardan elde edilecek değerin kat kat üstünde. Karadeniz yalnızca bir coğrafya değildir. Karadeniz; ormanlarıyla, sularıyla, toprağıyla ve görünmeyen canlılarıyla bir hayat sistemidir. Madencilik faaliyetleriyle yalnızca ağaçlar kesilmiyor, ekosistemi işlemez hale getiriyor.
Muğla’nın Milas ilçesi Akbelen ormanında da ağaç katliamı devam ediyor. Limak holding ve ortağı, linyit maden sahasını genişletmek için zeytinlikleri sökülüyor on binlerce ağaç kesiliyor. Buna karşı her yerde olduğu gibi bölge halkı eylem yapıyor. Şirket işi hızlandırmak için acele kamulaştırma kararı alarak o bölge insanının geçim kaynağı olan zeytinlikleri talan etmeye devam ediyor.
Ormancılar Deneği, 65.000 civarı ağaç kesildiğini, 5.000 çivarı zeytin ağacının söküldüğünü 40. 000 ağacında acele kamulaştırmayla söküleceği bilgisini verdi.
Orada yaşayanlar ‘Akbelen nöbeti’ adıyla başlattıkları direnişlerini sürdürmeye devam ediyorlar. Direnişin sembol isimlerinden Esra Işık kamulaştırmaya karşı çıktığı için tutuklanmıştı, yenice tahliye kararı verildi.
Biliyorsunuz Erzincan İliç deki altın maden sahasında meydana gelen kazada 9 işçimiz hayatını kaybetti. Burayı Anagold Madencilik işletiyordu. Bu işletmenin maden ruhsat sahası ÇED raporuna göre 1,746 52 hektar, yani yaklaşık 17,5 km kare. Yaptıkları siyanürlü atık havuzun büyüklüğünün yaklaşık 640 futbol sahasına eşit olduğu bu atıkların çevreye çok büyük zarar verdiğini konunun uzmanları açıkladı. Hatta buradan İliç barajına sızma olduğu, buranın patlaması halinde Fırat Nehri’nin çok kirleneceği yönünde yazılar yazıldı.
Gelelim Sarıcakaya’mıza. Bu bölgede yer alan Alpagut ve Atalan Mahallelerinde, büyük bir çevre katliamına neden olacak siyanürlü altın maden ocağı açılması planlanmıştı, ilk çalışmalar şirket tarafından geçenlerde başlatıldı. Bu arada mahkeme durdurma kararı verdi. Umuyoruz bu karar uygulanır buradaki madencilik faaliyetleri sona erer. Diğer birçok yerde olduğu gibi mahkeme kararına rağmen madencilik faaliyeti başlarsa, burada cevher zenginleştirme yapılacağı, hazır beton tesisi kurulacağı, su temin gölleri yapılacağı belirtilmektedir.
Bu alanında 713 hektar olduğu bunun 542 hektarının ormanlık alan olduğunu biliyoruz.
Bu madencilik faaliyeti için çok fazla suya ihtiyaç olduğu, bu suyun temini için hemen hemen sakar havzanın su kaynaklarının kullanılacağı söyleniyor. Bu durumda, o bölge komple kuraklık yaşayacak, o yemyeşil alanlar tamamen yok olacak, telafisi mümkün olmayan yaralar açılacak.
Ayrıca madencilik yapılacak sahada 1. ve 3. derece sit alanı bulunduğu biliniyor. Ülkemizin kültür mirasının da hiçe sayıldığı görülmektedir. Ülkemizin ve şehrimizin sebze üretiminde önemli yer tutan Sakar Vadisi, bu siyanürlü altın çıkarma sevdası yüzünden yok olacak.
Tabii ki ekonomik değeri yüksek madenlerimizin ekonomiye kazandırılması lazım. Madenler ciddi bir ekonomik kaynak durumundadır. Yapılacak maden işletmeciliği, son teknoloji kullanılarak, tabiata, su kaynaklarına, ormanlara zarar vermeden yapılmalı. Maalesef ülkemizde sadece kısa vadeli ekonomik getirisi düşünülerek madencilik yapılmakta, çevreci anlayışla hareket edilmemekte, ayrıca yöre halkı düşünülmemektedir. Birde bu madenlerden devletimizin ülkemizin kazancı nedir, bu konuda da şeffaf bir politika yok.
Şu an ülkemizde ve dünyada ormanlar göller tatlı su kaynakları tabii güzellikler ve kültürel varlıklar çok önemli hale geldi ve bütün ülkeler bu konuda ciddi önlemler alıyorlar. Ülkelerinin doğal kaynaklarını çok iyi koruyorlar.
Küresel iklim krizinden bahsedilen şu zamanda, dünyanın herhangi bir yerinde yanan ormanlara, tabii afetlere yüreğimiz yanarken, ülkemizdeki bu duyarsızlığı anlamamız mümkün değil.
Sevgiyle kalın.