İnsan ancak umudunu kaybettiği yerde gitmeyi düşünür.
Ey bu ülkeyi yönetenler!
Bir ülkenin serveti sadece yer altındaki madenleri değildir.
Asıl serveti; aklı, bilgisi, emeği ve hayali olan gençleridir.
Siz yollar yapabilirsiniz…
Köprüler kurabilirsiniz…
Binalar yükseltebilirsiniz…
Ama gençlerin umudunu kaybederseniz, o yolları yürüyecek insanı da kaybedersiniz.
Ey bu ülkeyi yönetenler!
Gençler sizden mucize istemiyor.
Hak ettikleri fırsatı istiyor.
Çalıştıklarının karşılığını istiyor.
Liyakatin güçlendiği, hukukun güven verdiği, özgürce üretebildikleri bir ülke istiyor.
Bir ev sahibi olabilmeyi…
Aile kurabilmeyi…
Geleceğini planlayabilmeyi istiyor.
Bunlar bir ayrıcalık değil, insanca yaşamanın temel beklentileridir.
Cumhuriyet, bu ülkenin gençlerine yalnızca bir vatan bırakmadı.
Aynı zamanda bir ideal bıraktı.
“Çalışan, üreten ve hak eden insanın önünün açık olduğu bir ülke” ideali…
Eğer bugün gençlerin önemli bir kısmı bu ideale ulaşmanın zorlaştığını düşünüyorsa, bunun üzerinde hep birlikte durmak gerekir.
Çünkü beyin göçü yalnızca insan kaybı değildir.
Bilginin göçüdür.
Üretimin göçüdür.
Yarının göçüdür.
Ve şimdi bu yazıyı bir soru ile bitirelim.
Yıllar sonra çocuklarımız bize ne diyecek?
“Bize güçlü bir ülke bıraktınız mı?"
Yoksa…
“Bize gitmekten başka çare bırakmadınız mı?"
İşte bunun cevabını tarih yazacak.
Ama tarihi yazacak olanlar da bugünün gençleri olacak.
Onlara umut verenler de…
O umudu tüketenler de…
Tarihin sayfalarında mutlaka yerini alacak.
Çünkü bu ülke, gençlerini kaybetmeyi değil…
Onların hayallerine sahip çıkmayı hak ediyor.
Bu ülke, gençlerini uğurlayan bir ülke olmayı değil…
Onların kalmak için mücadele ettiği bir ülke olmayı hak ediyor.
Ve unutulmasın…
Bir devletin gerçek gücü, korkuyla susturduğu insanların sayısıyla ölçülmez.
Gerçek gücü; gençlerinin geleceğini kendi ülkesinde kurmaya gönüllü olduğu gün ortaya çıkar.
İşte o gün…
Sadece gençler değil, bu memleket de yeniden ayağa kalkacaktır.