O günlerde, ilkokul sıralarında iken bizlere öğretilen her zaman çok okumanın, yazmanın ne kadar değerli olduğuydu. Henüz bilgisayarların bile evlerimizde olmadığı tatlı zamanlar okul dışında tek uğraşımız boş bir resim sayfası, renkli boyama kalemlerimiz ya da kitaplarımızdı... İnsanın sahip olduğu ilk hikaye kitabının o tatlı heyecanını şimdiki çocuklar fazla anlayamayabilir ama mesela benim o gün yaşadığım mutluluk dün gibi aklımda... Heyecandan eve nasıl gittiğimi bilememiş günlerce elimden düşürmemiştim sahip olduğum ilk hikâye kitabımı...Her bir sayfayı çevirdikçe büyülenir, yeni kitap kokusunu içime çeker mutlu olurdum. Belki genel manada sosyal medya bağımlısı olmuş şimdiki neslin asla hissedemeyeceği bir duygu bu... Ama bizler için o kadar kıymetliydi ki. Tabii okumayı seviyor oluşumuz biraz da teşvik ediliyor olmakla ilgiliydi.
İlkokul öğretmenimin sürekli bizlere örnek gösterdiği bir İngilizce öğretmenimiz vardı. Kendisi öğretmenler odasında bulduğu her boş vaktinde elinde illa bir kitap olurmuş. Ve bizlerde öğretmeninin sözünden çıkmayan, söylediği her şeyi örnek alma gayretinde olduğumuz için, kitaplara tutkuyla sarılmayı, okumayı kendimize o yaşlarda amaç edinmiştik... Okumanın değerini öğretmenlerimiz hem söyleyerek hem de bizlere örnek olarak bunu bizlere öğretmişti. Belki de kendi adıma en büyük şansım ilkokul öğretmenimin bu konudaki öğütleridir. Şimdi bakıyorum da, eksik olan belki de bu tarz öğütler ve örnek yaşamlar... Teknolojinin içine doğmuş bir nesle hitap edebilmek, örnek olabilmek, belki söz dinletebilmek çok kolay olmasa gerek. Ama her şeye rağmen okumanın değerini önce kendi yaşamlarımızda ilk sıraya koysak belki çoğu şey değişir... Ve bir ütopya olarak; okumanın değeri sosyal medya bağımlılığının önüne geçebilir...