Şehir Konuşur Köy Susar… Gürhan Dayı Seçimi mi Hatırladı?

Bizim oralarda bir laf vardır: “Koymayla kuyu sulanmaz, ithalatla bu ülke doymaz.” Bir de şunu eklerler: “Sap çok, tane yok…”

Söz çok olur, vaat çok olur…
Ama çiftçinin ürüne fiyat vermeye gelince,
iktidardan ses çıkmaz.

Bugün yine tarım konuşuluyor.
Toplantılar yapılıyor, paneller düzenleniyor, raporlar hazırlanıyor…
AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak da çıkmış, kırsal üzerine konuşuyor, çiftçiyi hatırladığını söylüyor.

İyi güzel…

Ama insan sormadan edemiyor:
Gürhan Dayı, bu kırsal şimdi mi aklına geldi?

Çünkü bu ilk değil.
Bundan önce de yapıldı.
Her seçim öncesi yapıldı.

Seçim yaklaşınca köy hatırlanır,
sandık yaklaşınca çiftçi kıymete biner.

Sonra seçim biter…
Köy yine susar.
Çiftçi yine yalnız kalır.
Toprak yine kaderine terk edilir.

Yirmi yıldır bu memleketi siz yönetiyorsunuz.
Yirmi yıldır tarım politikası sizin elinizde.

Peki sonuç ne?

Mihalıççık’ta traktör sesi eskisi gibi duyulmuyor.
Çifteler’de tarla konuşmuyor.
Alpu’da toprak küsmüş gibi.

Genç kalmamış köyde.
Traktörler satılık.
Borç defterleri kabarık.

Çiftçi artık şikâyet etmiyor.
Çünkü şikâyet etmekten yoruldu.

Şimdi hesap yapıyor:
“Sürersem zarar.”
“Ekersem borç.”
“Ekmezsem toprağı kaybederim.”

Ama kürsülerde söz çok…

Bizim oralarda buna ne derler biliyor musunuz?

“SAP ÇOK, TANE YOK.”

Vaat çok…
Toplantı çok…
Afiş çok…
Fotoğraf çok…

Ama iş çiftçinin ürününe fiyat vermeye gelince,
önce taban fiyat açıklanmıyor…
Açıklansa da maliyeti karşılamıyor…

Bakın Eskişehir ovasına…

Buğdaycı bekliyor.
Arpacı bekliyor.
Pancarcı bekliyor.

Sezon başlıyor,
Toprak Mahsulleri Ofisi ortada yok.

Buğday kaça alınacak belli değil.
Arpanın tabanı yok.
Pancarda kota var, fiyat belirsiz.

Çiftçi ürününü kime satacak?

Tüccara…

Tüccar kaça alırsa alır.
Devlet yok, garanti yok, alım yok.

Ürün var…
Ama fiyat maliyeti bile kurtarmıyor.
Alın teri var…
Ama karşılığı borca gidiyor.

Sonra çıkıp çözüm diye “ithalat” derler.

Ve işin en acı tarafı burada başlar…

İthalat kime yarar biliyor musunuz?

Çiftçiye değil.
Köylüye değil.
Bu memlekete hiç değil…

Yarar kime?

İthalatçı yandaşlara…

Bir avuç ithalatçı kazanır,
komisyoncular kazanır,
yurt dışındaki çiftçi kazanır…

Bizim çiftçi ne kazanır?

Borç…
İcra…
Tarlasını satmak…

Buğday eken maliyetini çıkaramazken,
yurt dışından gemilerle buğday gelir.

Arpa eken masrafını kurtaramazken,
ithalatçıların kasası dolar.

Pancar eken zarar ederken,
şeker dışarıdan gelir.

Bizim oralarda buna da adını koymuşlar:

“Çiftçi kaybeder, yandaş kazanır.”

Sonra çıkıp kürsüde tarım nutukları atılır…

Hele bak hele…

Bu ülkenin toprağı varken,
bu milletin çiftçisi varken,
yirmi yılın sonunda gelinen yer: ithalat ve yandaş zenginliği!

“Koymayla kuyu sulanmaz” demiş atalar…

Ama mesele su koymamak değil Gürhan Dayı…

O kuyuya ne kadar su koyarsan koy,
kuyunun altında ithalatçı yandaşlar duruyorsa,
o kuyu yine dolmaz,
o kuyu yine bu milleti doyurmaz!

Market rafı dolu diye tarımı güçlü sananlar var.

Ama o rafların arkasında ne var biliyor musunuz?

Susmuş köyler…
Göçmüş gençler…
Satılık traktörler…
Ve cebini dolduran ithalatçı yandaşlar…

En tehlikelisi ne biliyor musunuz?

Köylü artık bağırmıyor.

Sessiz.

Ve bu sessizlik,
bütün seçim meydanlarından daha gürültülüdür.

Çünkü köylü sustu mu,
toprak da susar.

Toprak sustu mu,
şehir ne kadar konuşursa konuşsun,
sofrada ekmek eksilir.

Son söz yine bizim oralardan gelsin:

Koymayla kuyu sulanmaz.
İthalatla bu ülke doymaz.
Sap çok, tane yok…
Ürün var, fiyat maliyeti kurtarmıyor…
Alın teri var, karşılığı yok…

Ama bir gerçek daha var:

Çiftçi kaybediyorsa,
birileri mutlaka kazanıyordur.

Ve bilin şunu:

Çiftçi biterse, bu memleket biter.
Toprak küserse, şehir aç kalır.
Köylü sustu mu,
ne seçim kurtarır sizi,
ne kürsü,
ne afiş,
ne de o yandaş sofralar…

Ve gün gelir,
siz hâlâ konuşurken,
bu millet sofrada ekmek bulamaz.