PASKALYA ADASI YAMYAMLARI

Teknoloji sayfalarında genellikle ‘gelecek’ çerçevesinden bakılır. Sürekli yenilikler gelişen teknolojinin bize sunacakları ve yeni hayat standartlarımız hakkında bilgi sahibi oluruz. Peki ya her şey bir anda durursa. Covid19 tüm dünya da ilk kez böylesine vahşi hiç durmayacakmış gibi bir tempo içinde olan hayatı durdurmayı başardı. Birçok ekonomik sıkıntısı olsa da bu durum aslında doğanın yenilenmesi, havanın temizlenmesi için bir fırsat oldu. Belki dünyanın ömrünü uzattı. Sanıyorum düzen sağlayıcılar ve bu oyunun kurallarını belirleyenler ara – sıra bu şekilde bir ‘sistemi durdurma’ çalışması yapacaklar. Dünya savaşlarında bile hiç ara vermeden çalışan Hukuk Sistemi bile ilk kez zorunlu bir tatile sevk edildiği Covid19 dönemi üretim sektörü içinde bir ilk denebilirdi. Ben bu ay ki yazımda sanayi devriminden beri ilk kez kapanan üretim sektörü gözünden konuyu ele alacağım. Üretime ara verildiğinde oluşabilecek yamyamlıkla, üretime ara verilmediğinde oluşabilecek yamyamlık arasında çok ince bir çizgi var… Nasıl mı?

Üretim üzerine...

Diğer canlı türlerinden farklı olarak, insanoğlunun var olmayı sonsuza dek becerebilmesi için problemlerine ait çözümleri aklı tarafından keşfetmesi ve emeğiyle üretmesi gerekir. Deneyim, yetenek, bilgi ve muhakeme temelinde bilinçlenme kültürü geliştirenler, var oluş gereklerine uygun hareket ederek hayatta kalmayı beceriyor olacaklardır. Düşünmeyi veya karşılaşacakları problemleri çözmeyi tercih etmeyenler, farkındalık yaratmayanlar, ancak diğerleri tarafından üretilen malları taklit ederek ya da yağmalayarak, geçici olarak hayatta kalabilirler; fakat diğerleri üretmeye devam etmelidir, aksi halde yamyamlık başlar ve hiçbiri hayatta kalamaz. Bu nedenle insanoğlu sonsuza dek hayatta kalmasını özgürce geliştireceği bilinçlenmeye borçlu olacaktır.

Büyük Okyanus’un güney batısındaki Paskalya Adasının, Güney Amerika'nın batı sahillerine uzaklığı 3700 kilometredir. Hollandalılar, 1722 yılında adaya geldiklerinde sazlardan kabaca yapılmış kulübelerde ve mağaralarda yaşayan 3000 kadar yerli ile karşılaştılar. Birbirleriyle sürekli savaşan yerlilerin yamyamlığı içeren bir kültürleri vardı. Adanın kaynakları son derece yetersizdi. Birkaç bitki türü dışında hiç ağaç yoktu. Ada tamamen çıplaktı. Hollandalılar, sömürgeleştirmeye değecek hiç bir şey bulamadılar. Onları asıl şaşırtan, hatta şoke eden olay ise ada sakinlerinin ilkelliği ve barbarlığına karşın, bir dönemin gelişmiş toplumlarına ait kanıtların varlığı idi. Adanın pek çok yerinde, ortalama yüksekliği altı metreyi aşan, 600’den fazla dev heykeller ve taştan anıtlar vardı. Heykelin en büyüğü 22 metre. Adadaki heykelleri inceleyen antropologlar, adada var olan ilkel toplulukların, volkanik taştan anıtlar oyup bunları bir yerden bir yere taşımak gibi teknolojik açıdan karmaşık bir işi gerçekleştirmelerinin olanaksız olduğu sonucuna vardılar. Sonraki yüzyıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, daha büyük taşlardan, daha gösterişli tanrı heykelleri yapma yarışı adına bitki örtüsünü katledenler, doğayı yağmalamışlar; sonunda aç kalmışlar ve yamyam olmuşlar.

Dediğim gibi çok ince bir çizidir ‘Üretim’ Özellikle Kamu da daha çok dikkat etmeniz gereken bir konudur maalesef. Ürettiğiniz için hedef tahtasına konulabilir yalanlara ve iftiralara maruz kalabilirsiniz. Modern dünyada ‘yamyamlar’ öyle sandığınız gibi ellerinde mızraklarla kazanın içinde pişmenizi beklemezler. Başarısızlıklarını ve anlamadıkları konularda yaptıkları hatalı çalışmalarla oluşan hasarı, size yüklemeye kalkarlar. Yine de üretimden ve üretmekten vazgeçmeyeceğiz. Ortamın ‘yamyamlaşmaması’ için onlara fırsat vermeyecek ve en iyi yaptığımız işi yapacağız. Sadece üreteceğiz ve onlar sadece arkamızdan konuşabilecekler.