Zamanın moda anlayışı bu; fantastik anlatımlar.
Son yıllarda, bu karmaşık dünyada yaşadıklarını anlamlandıramadan yaşayan insanoğlunun, gerçek yaşamdan öyküler sunan öykülere ve filmlere ilgisi azaldı. Yayınevleri fantastik eserler ararken, film yapımcıları da fantastik senaryolardan medet umuyor.
Fantastik eserler olaylara ve kişilere farklı açılardan bakabilmeyi, çağımızın saçma ilişkilerine karşı daha hoşgörülü olabilmeyi sağlıyordur belki; bana göre fantastik kitapların tek artısı insanın hayal gücünü geliştirmesidir.
Kim bilir, belki çağımızda hayal dünyamız genişlemiştir. Eserlerde yeni bir dünya tasarlanabilir ama duygular aynı kalır, duygular değişmez.
***
Adam Fawer “ne yazsa okurum” kategorisine soktuğum bir yazardı.
“Olasılıksız” adlı romanı 18 dile çevrilmiş, en iyi ilk roman dalında da 2006 International Thriller Writers Ödülünü kazanmıştı. İkinci kitabı “Empati” de oldukça geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştı.
Herhalde bu kitaplarının etkisinden olacak, “Oz” da büyük beklentiler içinde başladığım bir kitap olmuştu. Hüsrana uğradım.
Adam Fawer bu kitabı ülkemizdeki bir yayınevinin teşvikiyle yazdığını söylüyor. Zaten kitabın başında da “Türkiye halkı olmasaydı bu kitabı yazamazdım” diyor. Düşününce, zoraki yazılmış gibi bir ifadeyle anlatmış.
Galiba yayınevi de yazarın adına güvenmiş. Nihayet ben de yazarın adına göre bu kitabı almıştım. Okuduğum en gereksiz kitap olabileceğini bilseydim, almazdım. Tamamen vakit kaybı; kimseye tavsiye edemeyeceğim.
Benim gibi okuyucular için tam bir hayal kırıklığı.
Dorothy ve Oz Büyücüsü’nün fantastik hikâyesini üç aşağı, beş yukarı herkes bilir. “Oz” da fantastik bir macera romanı. Yazar okurunu, tıpkı Oz Büyücüsü’nde olduğu gibi başkarakter Dorothy ile birlikte fantastik bir yolculuğa çıkarıyor.
Başkarakter 12 yaşlarında bir kız çocuğu olunca ister istemez acaba çocuk kitabı mı diye düşünüyor insan. Ama edebiyat dünyasında başkarakterleri çocuk olup yetişkinlere hitap eden eser az değildir.
Çocuk kitabıdır desem, değil. Her ne kadar çocuklara hitap eden fantastik bir dünyada geçse de, içeriğinde madde bağımlılığına yer verildiği, şiddet barındırdığı, korkunç sahnelerin olduğu da bir gerçek. Yine de bizim gibi yaşı geçmişlere değil de, yirmili yaşlardaki kanı kaynayanlara uygun bir kitap diyebilirim.
***
Kitap, bir gün aniden ortaya çıkan hortuma kapılıp başka bir diyarda gözlerini açan Dorothy’nin evine dönme çabalarını ve başından geçenleri anlatıyor. Böyle yazınca çok oldubitti gibi görünüyor ama Dorothy’nin geri dönüş yolculuğu hiçte kolay olmuyor. Üstelik dönebileceği kesin bile değil.
İlk olarak korkuluk olan Seemore ile tanışan Dorothy’nin yolculuğuna zamanla teneke çocuk Jak ve korkak aslan Libby de katılıyor. Bu garip grup üyelerinin her birinin gerçekleşmesini istedikleri bir dileği var. Eğer cadıyı yenerlerse her birinin dileğini yerine getirmesi için Oz büyücüsü ile anlaşma yapan dörtlünün cesaretleri ve sadakatleri defalarca sınanıyor. Siyahın aydınlık, beyazın karanlık olduğu bu dünya bize karanlık bir peri masalı anlatmış adeta. Bunun yanında komik olan kısımları da bulunmakta; benim favorim kesinlikle Seemore…
***
Adam Fawer hemen her çocuğun severek okuduğu, en azından adını duyduğu, belki de sinemasını izlediği bir masalı, yani Oz Büyücüsü’nün hikâyesini, aynı karakterleri kullanarak ve biraz eklemeler yaparak yeniden yazmış gibi.
Öykü zaten bilinen ve sevilen bir öykü olunca ite kaka sonuna kadar okudum. Kimseye de tavsiye edemeyecek kadar beğenmedim diyebilirim. Olasılıksız tadında beklentisi olanları tatmin etmeyecek bir kitap.
Öykünün orijinal telif hakkını alıp almadığını bilmiyorum ama illaki okumak isteyenlere küçük bir tavsiyem olacak. Önce öykünün orijinalini okuyun, sonra bu kitabı okuyun.
Bana da bir ders oldu, artık yazarın adına bakarak değil, içeriğine bakarak kitap alacağım.
Bir de bir yazarın önce en iyi kitabını okumayacağım. Öyle olunca yazarın diğer kitapları biraz hayal kırıklığı yaratabiliyor.
Ne diyeyim ki…
Okumak isteyenler için şundan da bahsedeyim, bu kitabı okurken Fawer’ın aksiyon dolu işlek dilini mutlaka seversiniz; bir de sonundaki sürprizi…
***
“Su inatçıdır ama zayıftır. Kendi başına çok güçlü değildir. Nehir veya deniz gibi büyük miktarlardayken bir şeyler yapabilir. Dalgalar, çağlayanlar, girdaplar mesela… Ama bir cezvede tek başınayken fazla gücü yoktur. Elinden ancak kendi ısısını kontrol etmek ve biçimini korumak gelir.” (s. 150)