Osmanlı’da Hayvan Hakları

Sokak hayvanları tarihten bugüne gündelik yaşamın bir parçası olmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti’nde insan hayatına fayda sağlamak, günlük işleri kolaylaştırmak ve insanoğluna can yoldaşı olmak için yaratıldığına inanıldığı için bu konuda birçok insani adım atılmış, ‘’Yaratılanı Yaratan’dan ötürü severiz’’ düsturuyla hareket edilmiştir. Bu tür konularda yapılan iyi işler günümüze örnek niteliğindedir.

Mesela 19. Yüzyılda Bursa’da kurulmuş olan Gurabahâne-i Laklakan (Yaralı Leylekler Hastanesi) yaralanan leylekler için kurulmuş günümüzdeki veterinerler gibi işlev gören bir hastane idi. Bu hastanede yaralı göçmen kuşları için kurulmuştu. Dikkat çeken diğer bir uygulama ise dönemin mimarları tarafından özenle tasarlanmış olan kuş evleridir. Bunlar genellikle camii, medrese, köprü ve çeşme duvarlarında yer alırdı. Minik bir saray minyatürü şeklinde tasarlanmış, her ayrıntısında ayrı bir zarafete yer verilerek mimari yapıların duvarlarını süslemiştir.

Osmanlı yararına çalışan vakıflar bu tür işler için faaliyet göstermiştir. Yalnızca insanlara değil insanın sorumlu olduğu tüm mahlûkata hizmet edilmiştir bu vakıflar aracılığıyla. Çünkü mesele yalnızca bir devlet değil bir medeniyet inşa etmektir…

Mesela konumuzla bağlantılı olarak birçok vakfın varlığından bahsetmek mümkündür. Örneğin; özellikle kış aylarında yiyecek bulmak da zorlanan yabani hayvanlar için kurulmuş vakıflar vardır. Soğuk kış günlerinde yüksek yerlere yaban hayatı için yiyecekler bırakılırdı. Yine vakıflar aracılığıyla ‘’mancacı’’ denilen kişilere sokak kedileri ve köpeklerinin beslenmesi için para yardımı yapılırdı. Bu kişiler her gün düzenli olarak sokak hayvanlarını beslerdi. Bazı şehirlerde, özellikle Üsküdar civarında kedilerin bakımı ve beslenmesi için kurulmuş vakıflar mevcuttu.

Yavuz Sultan Selim Han’ın damadı Lütfi Paşa geniş arazilere sahip biridir ve bu arazileri için bir vakıf kurmuştur. 1544 yılında Tire’de kurulan bu vakıf, bu geniş mi geniş olan arazilere, çeşmeler ve su yalakları yaptırmıştır. Vakfiyesinde ise şu ibare yazılıdır; ‘’Tapu senedinde açıkça belirtilen arazilerin sınırları dâhilinde çeşmeler yapıla ve bu çeşmelerin havuzlarından halk ve gelen geçen insanların hayvanları, kurtlar, kuşlar dilediğince yararlana…’’

Osmanlı tarihi belgelerinde ise yük taşımacılığı yaptırılan hayvanlarla ilgili birçok tarihi belgeye rastlamak mümkündür. Aşağıda paylaşmış olduğumuz belge III. Murat 1587 yılına ait İstanbul muhtesibi (muhtesip esnafı denetleyen görevlidir) Mehmet Çavuş’un padişaha yazmış olduğu bir şikâyet mektubuna karşılık yazılmış olan ferman örneği yer almaktadır.

Mehmet Çavuş mektubunda; hayvanlara aşırı yük yüklendiği için yere yıkıldıkları ve çok yoruldukları gibi ifadeler yer almıştır. Bunun üzerine padişah III. Murat hamallar kethüdasına "hamalların, hayvanların beslenmesine dikkat edilmesi, sakat ve zayıf hayvanlara tahammülünden fazla yük taşıttırılmamasI" konusunda uyarılmasını emretmiştir.

1812'ye ait bir mahkeme kararında ise İstanbul Kadısı verdiği hükümde şunlara dikkat çekmiştir:

"Hamal taifesi ellerinde bulunan merkeplere tahammüllerinden fazla yük yüklediklerinden bu durumun hayvanlara eziyete yol açtığından böylesi hallere mahal verilmemesi hamallar kethüdasından bu konuda hamalları kati suretle uyarılması ve sürecin takip edilmesi istenmiştir."

Yaratılan her bir canlının yaratılış gayesine saygı duyan, ötekileştirmeyip bağrına basan ve yaşam haklarını güvence altına almış olan Osmanlı Medeniyetinin yukarıda bahsetmiş olduğumuz özellikleri bu konunun çok küçük bir kısmını kapsamaktadır. Topluma ve de en önemlisi insanlığa hizmet amacı taşıyan ve 21. Yüzyıla çok önemli bir insanlık örneği sunmuş Osmanlı’nın yaşama dair bu tür uygulamalarını tarihi belgeler ışığında derinlikli olarak araştırma imkânı buldukça bundan sonraki yazılarımızda da paylaşmaya gayret edeceğim…