“Ömrüm Seni Sevmekle Nihâyet Bulacaktır”

Bir Şarkı, Bir Ömür, Bir Sadakat. Bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte insanın kalbine dokunur. Ama bazıları vardır ki kalbi aşar, kaderin ta kendisi olur. Yesari Asım Arsoy’un Hüzzam şaheseri “Ömrüm seni sevmekle nihâyet bulacaktır” işte böyle bir eserdir. Bu şarkı, notalara dökülmüş bir aşk değil yarım asır sabırla taşınmış bir kaderdir.

18 Ocak 1992 gecesi…
Erenköy Arsan Sokak’ta, ut seslerine alışkın bir ev, bu kez bir vedaya tanıklık eder. Yesari Asım Arsoy, doksan iki yaşında, hayatının son saatlerindedir. Avuçlarında ise bir ömür beklemiş bir kadının eli vardır. Suzan Hanım’ın. Onun için bu el, artık çıkarılmayacak bir matem kıyafeti gibidir. Ama bu geceyi anlamak için elli yıl, hatta daha geriye gitmek gerekir.

1927 yazı…
Büyükada.

Bir çay bahçesi, genç bir bestekâr ve henüz on yedi yaşında bir kız. Yesari Asım Arsoy, plakları Columbia etiketiyle yeni yeni duyulmaya başlayan, şöhretiyle değil, mahcubiyetiyle dikkat çeken bir musiki adamıdır. Suzan Hanım ise dindar bir Musevi ailenin kızı.

O ilk sohbetten itibaren sıradan bir tanışma olmadığı bellidir. Yesari Asım, aşkı anlatırken bile onu dünyevi bir heves olmaktan çıkarır.
“Aşk mukaddestir” der.
“Mecazi aşk, hakiki aşka açılan kapıdır.”

Bu sözler bir genç kızın kalbini değil sadece, bir ömrü mühürler.

Ama aşk, her zaman iki kişiyle sınırlı kalmaz. Bazen aileler, gelenekler ve korkular da bu hikâyeye dâhil olur. Yesari Asım’ın Rumeli kökenli, muhafazakâr ailesi için Musevi bir gelin kabul edilebilir değildir. Babası Ömer Lütfü Bey, onun musikiyle bile zor barışmışken, bu evliliğe asla razı olmaz.

Suzan bekler.
Yesari Asım umut eder.

Yıllar geçer. Babası vefat eder, aile reisliği amcaya geçer. Cevap yine nettir.

Hayır.

İşte tam bu noktada hikâye bir aşk masalı olmaktan çıkar, bir sadakat destanına dönüşür.

Yesari Asım, “Suzan bunu hak etmiyor” diyerek geri çekilir. Onu üzmemek için görüşmeyi keser. Ama bu, unutmak değildir. Ailesinin istediği bir evlilik yapar. Uzun sürmez, biter. Çünkü ilhamsızdır. Çünkü kalbi başka bir yerde kilitlidir.

Beste yapamaz bir süre. Sonra tekrar uduyla konuşmaya başlar. Sahne tekliflerini, büyük paraları reddeder. Ama Suzan’dan haber getiren dostları dört gözle bekler. Aynı cümleyi defalarca dinler, hiç sıkılmaz.

Çünkü bazı insanlar sevmekten vazgeçmezler sadece susarlar.

Yıllar sonra güftekâr Fitnat Sağlık Hanım’a anlatır hikâyesini. “Vazgeçin artık” der Fitnat Hanım. Aldığı cevap, bu hikâyenin özetidir.

“Bizim gönlümüz yazboz tahtası değildir. Bir insanı ya hiç yazmayız, yazarsak da silmeyiz.”

O gecenin sabahında Fitnat Hanım dört mısralık bir güfteyle gelir. Alev gibi. Yesari Asım, Hüzzam’da dolaşmaya başlar. Ve bir beste doğar.

Ada vapuru bir kez daha yanaşır iskeleye.
Yıl 1970’lerdir.
Suzan Hanım artık “büyükanne” diye çağrılan bir kadındır. Ama o gün, genç bir kız gibi ne giyeceğini bilemez. Dilburnu’nda, çamların altında, bir masa… Bir ut… Bir ömürlük suskunluk…

Ve ilk kez, yalnızca Suzan için çalınan bir şarkı:

“Ömrüm seni sevmekle nihâyet bulacaktır
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır…”

Bu şarkı artık sadece iki insanın değil, bir milletin yüreğine girer. Radyolarda çalar, plaklara okunur. Ama en ağır yükü yine Suzan taşır.

1977 yılı…
Amca Mahmut Remzi Bey ölürken vasiyet bırakır. Artık evlenebilirler.

Tanışmalarının üzerinden tam elli yıl geçmiştir.
Suzan 67, Yesari Asım 77 yaşındadır.

Ama aşk, takvim tanımaz.

On beş yıl boyunca, geç kalmış ama eksiksiz bir hayat yaşarlar. Her şey konuşulur, her şey paylaşılır. Bir sır hariç…

Suzan Hanım, o şarkıya gizlice eklediği dizeleri hiç okumamıştır ona.

Ve 1992 gecesi…
Kalp son darbeye yaklaşırken, Suzan Hanım o sırrı fısıldar kulağına. Şiiri okur. Gözyaşlarıyla. Cesaretle. Geç ama tam vaktinde.

Yesari Asım Arsoy’un dünyada duyduğu son sözler bu mısralar olur. Dudaklarından ise iki hece dökülür, bir ömürlük bir ad:

“SUZAN.”

Üç yüzü aşkın beste…
Ama tek bir aşk.

Yesari Asım Arsoy bize sadece şarkılar bırakmadı. Bir ahlâk, bir sadakat ölçüsü bıraktı.
Bu yüzden bu şarkı hâlâ yaşıyor.
Çünkü bazı aşklar ölmez, besteye dönüşür.

Aziz hatıralarına saygıyla.

‘’Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
Yalnız senin aşkınla ruhum solacaktır
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
Yalnız senin aşkınla ruhum solacaktır’’