Devlet meselesini fazla uzatmaya gerek yok. Çünkü onun nerede olduğu üç aşağı beş yukarı belli. Tepemizde, cebimizde, yanımızda, arkamızda, önümüzde. Bazen midemizde, bazen yatağımızda. Kimi gün hayallerimize bile sızmış durumda. Uyanıyorsun devlet, uyuyorsun devlet. Bu konuda bir boşluk yok, merak etmeyin.
Ama işin millet kısmı biraz karışık.
Millet nerede?
Hu hu… Ses var mı?
Sen uyurken neler oldu bir bakalım.
Aaa! Fiyatlar yine yerinde durmamış. Altın başka yöne koştu, döviz başka yöne. Et, vitrinde adeta sergi ürünü. Market arabası artık alışveriş için değil, içsel hesaplaşma için dolaştırılıyor. Etiketlere bakıp “bunu sonra konuşuruz” deyip geçiyoruz.
Devlet burada. Ama millet hâlâ erteleme modunda.
Sabah uyanır uyanmaz telefona sarılıyoruz. Kim ne yazmış, kim kime laf çakmış, kim trend olmuş. Sosyete haberleri…
Ama kimden ne gitmiş, cebimizden ne eksilmiş, orası şaibeli. Millet dediğin şey sanki alarmı sürekli susturulan bir bilinç hâli.
‘’Zırrrr…. Zırrrrrr….’’
Uyarı var, kapat. Bir daha çalıyor, yine kapat.
“Birileri bir şey yapsın” cümlesi dillerde. O birileri kim? Genelde başkası.
Oysa Atatürk meseleyi çok net koymuş. Büyük adam işte.
“Bizim gerçek kurtuluşumuz kendi gücümüze dayanmaktadır.”
Ve devamını da eklemiş,
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu iki cümleyi birleştirince tablo ortaya çıkıyor. Kurtuluş yukarıdan inmeyecek. Paketlenip de gelmeyecek. Bildirim olarakta düştüğü görülmemiş. O zaman tek bir şey var.
Milletimiz ayağa kalkarsa olur. Yani kalk artık… Belli işte yapacağın…
Peki, bu millet kim? Sadece bugünün yorgun kalabalığı mı? Tabii ki; Hayır!
Bu millet, Orta Asya bozkırında devlet kurmuş, Mete Han’la orduyu disipline etmiş bir millet. Avrupa’nın içlerine kadar ilerleyip dünyaya adını duyuran Attila’yı çıkarmış bir tarih. Kıtalar aşan imparatorluklar kurmuş, çağ kapatıp çağ açmış bir irade.
Türk milleti ecdadını tanıdıkça kendinde kuvvet bulur. Ama küçük bir not düşelim.
Ecdadını dizilerden öğrenmemek şartıyla.
Tarihi sadece entrika, taht kavgası ve reytingten ibaret sanan bir bakış, bugünü de magazinleştirir. Oysa o geçmiş süslenmek için değil, güçlenmek içindir.
Bu millet yapmış. Bu millet başarmış. Bu millet düştüğü yerden kalkmayı bilmiş.
O yüzden soruyu yeniden soruyorum. Bunca birikim, bunca tecrübe varken…
Nerde bu millet?
Hu hu… Uyanan var mı?
Ve yazıyı az önce de yazdığım gibi Atatürk’ün sözüyle noktalayalım.
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Başka bir çıkış yolu yok.
Haydi kalın sağlıcakla….