Birincisi karşılama; tek kelime ile muhteşemdi. Yıllarca bizi hasta adam. Az gelişmiş Ortadoğu ülkesi görenleri, Selçuklu mimarisi ile inşa edilmiş Külliye’nin devasa girişi önünde, Türk Devletlerini temsil eden askerler ve Osmanlı yeniçerileri önünde, dünyanın en eski bandosu ve mehter marşlarıyla 50 metre yürütmek, üstelik girişte beş basamaklı merdiven yüksekliğinde misafir beklemek. Müthiş bir kimlik vurgusuydu, nereye geldiklerini ve kim olduğumuzu gördüler. Tarih elli adımda işte böyle hatırlatılır.
İkincisi organizasyon; şaşmaz ve hatasız bir çalışma, kim nerede ne zaman olacak ve ne yapacak. Onlarca lider, yüzlerce bakan, binlerce gazeteci ve basın mensubu hiçbir aksama görmediler. Ülkemize giren her yabancının güvenliği, Türk güvenlik güçlerine aittir ve kuş uçurtulmadı.
Tanıtım; Bence en önemli bölümdü. 2500 basın mensubu çok iyi ağırlandılar, o kadar ki Yunanlılar bile eleştiremediler. Uluslararası medyada bir dakikalık tanıtım ortalama 50 ila 250 bin dolar aralığında olduğu biliniyor. En az rakamı alsak ve her muhabirin sadece bir dakika tanıtım yaptığını kabul etsek toplam rakam 125 milyon dolarlık bir tanıtım ücretine ulaşır. Başka bir değişle, en azından bu rakama eşdeğer uluslararası tanıtım yapıldığı anlamına gelir.
Tabii olarak muhalefetten eleştiriler de oldu. Öncelikle ana muhalefet partisi CHP’nin yarısının genel başkanı Özgür Özel “NATO liderleri gelecek diye yolları kapatıp kendi vatandaşımıza eziyet edemezsiniz” dedi. Veya “15 Temmuz’da darbeyi beceremediniz, bu adam hala başımıza bela oluyor” demek istedi. Babasının yıllarca çalışarak oluşturduğu itibar mirasını, birkaç yılda harcayıp bitiren Jünyor Fatih Erbakan da “Türkiye NATO zirvesinde ev sahibi olarak oturduğu masadan garson olarak kalktı” dedi veya “Biz daha iyi hizmet ederiz” demek istedi.
Aklıma 1998 yılı başında Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programı geldi. Senaryoyu hazırlamışlar bir üniversite öğrencisine soru sorduruyorlar. Kızcağız akıcı sandığı kırık İngilizcesiyle Türkiye’deki bir programda İngilizce soruyor. Mealen “Türkiye’ de başbakan olduğunuzda, diğer ülke liderleriyle hangi dilde iletişim kuracaksınız.” Tayyip Erdoğan’a “Anladınız mı?” diye soruyorlar. “Anlamadım” diyor. Tercüme ediyorlar. Erdoğan cevap veriyor: “Türkçe ile.” Sanki biz müstemleke bir ülkeyiz “yabancılarla onların dilini konuşarak anlaşmamız gerekir” yabancı dil bilmiyorsanız konuşamazsınız, düşüncesinden binlerce yıldır kullandığımız dile dönüşün başladığını gördük. Hem de öyle bir dönüş ki Dışişleri Bakanı Türkçe laf sokuyor, Fransız anlıyor. Cumhurbaşkanı Türkçe racon kesiyor, Yunan anlıyor.
NATO zirvesinin ardından Bulgar gazeteci Sophia Proneikos’un yazdığı ve Avrupa’nın baskı yapıp sildirdiği makaleyi bulup okuyun. Eski başbakan Bülent Ecevit’in 1999 yılında Beyaz Sarayda Bill Clinton ile çekilmiş fotoğrafı bulup bakın. Bir de yukarıdaki fotoğrafa bakın.
Bir kere daha yazıyorum. 21.Yüzyıl “Türkiye Yüzyılı” olacak.
Saygılarımla