"Nas” Söylemiyle Başlayan Sürecin Türkiye Ekonomisine Maliyeti

Türkiye ekonomisi son yıllarda bir politika hatası zinciri yaşadı. Bu zincirin ilk halkası, para politikasının bilimsel çerçeveden koparılarak “nas” söylemiyle yönlendirilmesiydi. Faizlerin enflasyon yükselirken düşürülmesi, iktisat literatüründe açıkça tanımlanan ters nedensellik problemine yol açtı. Sonuç olarak önce döviz kurları hızla yükseldi, ardından kur geçişkenliği yoluyla enflasyon kalıcı hale geldi.

Bu noktada yaşanan şey yalnızca bir “yüksek enflasyon” değil; beklentilerin bozulmasıdır. Nitekim John Maynard Keynes’in ifadesiyle “Ekonomide en tehlikeli şey, belirsizliğin kalıcı hale gelmesidir.” Türkiye’de tam da bu yaşanmıştır.

------------

Kur Korumalı Mevduat: Geçici Çözüm Kalıcı Hasar

Kur artışının kontrol edilememesi üzerine devreye alınan Kur Korumalı Mevduat (KKM), kısa vadede döviz talebini frenlemiş görünse de orta vadede kamu maliyesine ağır bir yük bindirmiştir. Kur farkının Hazine ve Merkez Bankası üzerinden topluma yayılması, gelir transferini tersine çevirmiş; sabit gelirli kesimler aleyhine, varlık sahibi kesimler lehine bir sonuç doğurmuştur.

Bu durum, Milton Friedman’ın şu sözünü hatırlatmaktadır:
“Enflasyon bir vergidir ve en acımasız biçimde yoksullardan tahsil edilir.”

KKM, enflasyonun sebebi değil sonucu olarak ortaya çıkmış; ancak sonucu yönetmeye çalışırken sebebi daha da derinleştirmiştir.

-----------

Ekonomi Kadrolarındaki Değişim: Geç Kalınmış Bir Normalleşme

AK Parti’nin ekonomi yönetiminde yaptığı kadro değişikliği, piyasalara “rasyonel zemine dönüş” mesajı vermeyi amaçlamıştır. Ancak burada temel sorun şudur: Politika değişmiş gibi yapılmış, fakat hasar tespiti açıkça ortaya konmamıştır. Bugün enflasyonu düşürmeye yönelik atılan adımlar; talebi kısmaya, tüketimi baskılamaya ve özellikle emekli ile dar gelirliyi sıkıştırmaya dayanmaktadır. Oysa mevcut enflasyon, aşırı talepten değil, büyük ölçüde:
• kur şoklarından,
• bozulan beklentilerden,
• yanlış para politikası ısrarından
kaynaklanmıştır.

Bu nedenle “enflasyonu düşürüyoruz” iddiasıyla yapılan birçok uygulama, nedene değil sonuca müdahale niteliğindedir.

----------

Vergi ve Kısıtlama Politikaları: Çözüm Değil Güven Kaybı

Yeni vergiler, harç artışları ve özellikle kredi kartı limitlerini düşürme gibi kararlar; enflasyonla mücadelede bilimsel karşılığı zayıf adımlardır. Bu tür önlemler, tüketimi kısmaktan çok ekonomik faaliyeti daraltır, kayıt dışılığı teşvik eder ve güveni zedeler.

Ekonomi politikası güven üzerine kuruludur. Güvenin olmadığı yerde program işlemez. Nitekim Joseph Stiglitz’in altını çizdiği gibi:
“Ekonomi rakamlardan çok, insanların bu rakamlara ne kadar inandığıyla ilgilidir.”

Bugün gelinen noktada, kredi kartı limitleriyle mücadele edilen şey enflasyon değil; vatandaşın gündelik hayatta ayakta kalma çabasıdır.

-----------

Asıl İhtiyaç: Doğru Hasar Tespiti

Türkiye ekonomisinin kolay düzelmeyeceği açıktır. Bunun nedeni reform eksikliği değil; yanlışların açıkça kabul edilmemesidir. Önce şu sorular dürüstçe cevaplanmalıdır:
• Faizler neden bilim dışı biçimde indirildi?
• Kur şoku neden bilerek göze alındı?
• KKM’nin toplam maliyeti nedir ve kim ödedi?

Bu sorular cevaplanmadan, emekliyi ezerek, tüketiciyi kısıtlayarak, küçük tasarruflarla büyük sorunlar çözülemez.

--------

Sonuç

Enflasyonla mücadele, bedeli yanlış yere yükleyerek değil, güveni yeniden inşa ederek yapılır. Ekonomi, talimatla değil; öngörülebilirlik, kurumsal bağımsızlık ve rasyonel politikalarla düzelir. Bugün yapılması gereken şey yeni kısıtlamalar değil; geçmişte yapılan hataların cesaretle teşhis edilmesi ve buna uygun bir yol haritası çizilmesidir.

Aksi halde, programlar değişir ama sonuç değişmez.