KONGRE FOTOĞRAFLARINI DA SÖKTÜRMÜŞ

GÖRÜNÜM

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Hüseyin Özcan ile ilgili bir yazıyı kaleme almıştım. Bazı akademisyen dostlarım 12 yıllık doçent iken ‘alelacele bir kadro yaratılıp’ Anadolu Hukuk Fakültesi’ne getirilen Özcan ile ilgili yeni bilgiler gönderdi. Özcan aslında Anayasa Hukuku Hocası olmasına rağmen Devletler Hukukuna geçirildi. Çünkü ‘sadece orada Prof. kadrosu’ vardı. Yazımda; “Hüseyin Özcan’ın son üç aydır üniversiteye sadece haftada bir geldiği iddia ediliyor. Üniversite tam zamanlı çalışıyor olmasına rağmen üstelik bir yönetici olan Özcan’ın haftada bir gelmesine kim müsaade ediyor?” diye sormuştum.  Özcan, benim yazımdan sonra üniversiteye mesai saatlerine aksatmadan gelmeye başlamış.

Özcan tüm ana bilim dalı başkanlıklarını kendi üzerine almış. Mesala iki profesörün bulunduğu İş Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanlığını kendisi anayasacı olmasına rağmen kendi üzerine almış.  Aynı şahıs Hukuk Fakültesi Dekanı olduktan sonra ilk iş olarak bugüne kadar Türkiye’de yapılmış en büyük uluslararası Hukuk Kongresine ait tüm fotoğrafları söktürmüş. Hukuk Fakültesi’nde derslere İlahiyatçı Hoca sokmuş.  Eski profesörlerin (birisi geçtiğimiz günlerde vefat eden Prof. Dr. Akar Öcal) odalarını boşalttırıp; yerlerine yeni Sakarya ve Erzurum'dan gelen Yrd. Doç.'ları oturtmuş. Prof. Yılmaz Büyükerşen Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesine beş yıl önce Adaleti sembolize eden 'Themis' heykeli yapıp armağan etmişti. Hukuk Fakültesi Dekanlığı da heykelin altına monte ettiği plakette; "Prof. Dr. Sayın Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılarak armağan edilmiştir" yazarak, ona olan şükranlarını belirtmişti. Aynı Özcan Büyükerşen'in isminden rahatsız olarak; ‘plaketin üstünü Türk Bayrağı ile kapatma cüretinde’ bulunmuştu.  Anadolu Üniversitesi’nin değerlerine saygısı olmayan Özcan daha ne kadar Hukuk Fakültesi Dekanlığı yapacak? AK Parti Eskişehir Milletvekilleri ve Hukukçu İl Başkanı bu dekanın yaptıklarından rahatsızlık duymuyor mu?

////////////////////////////////////////////////////////

TRAMVAYLARDA KARMAŞA…

Son günlerde Eskişehir şehir içi toplu ulaşım ağının en önemli aracı olan tramvaylardaki yoğunluk nedeniyle haberler ve vatandaşların sitemleri yer alıyor. Vatandaş, tramvay duraklarında ve içlerinde sosyal mesafe kuralının uygulanmadığını ve bunun da pandemi ile ilgili ciddi sorunlar yaratacağını gündeme getiriyorlar. Vatandaş bu konuda haklı. Şikayet ediyor ve tek sorumlu olarak Büyükşehir Belediyesi’ni görüyorlar. İşte burada, yani sorumluluğu direk Büyükşehir Belediyesi’ne ve ESTRAM yönetimine atmakta çok da haklı değiller. Çok eskide kalmadı, şöyle bir hatırlayalım. Türkiye’de ilk korona vakaları ve ölümlerinin görülmesinin ardından (Hükümet mi diyelim, Cumhurbaşkanlığı mı diyelim?) ardı ardına açıklanan kararnamelerle sert önlemler getirildi. Bunlardan biri de, şehir içi toplu ulaşım araçlarında kapasitenin yüzde 50’sinin kullanılması idi. Valinin başkanlık yaptığı Eskişehir Pandemi Kurulu da bir karar alarak şehir içi toplu ulaşım araçlarında uyulması gerekli kuralları açıkladı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de alınan kararlar doğrultusunda yükümlülüklerini yerine getirdi. Ardından 1 Haziran 2020 tarihi itibariyle ‘normalleşme’ süreci devriye sokuldu. Birçok kısıtlamanın yanı sıra toplu taşımada uygulanan kurallar da esnetildi. Yüzde 50 kuralı kaldırıldı. İnsanların kendi sağlıklarını korumaları anlamında bir çok inisiyatif onlara bırakıldı.  O nedenle, hükümet, önceki toplu taşımadaki kısıtlamaları devreye aldığını açıklamadan, İl Pandemi Kurulu, Valinin başkanlığında bu yönde bir karar almadan Büyükşehir Belediye Başkanlığının böyle bir uygulamayı hayata geçirmesi mümkün değil. O nedenle de, vatandaşların tramvay ya da otobüslerin ya da tramvay duraklarının aşırı kalabalık olması konusunda direk Büyükşehir Belediyesi’ni sorumlu tutmaları doğru değil. Çünkü yaşadığımız pandemi süreci gibi, olağanüstü durumlarda kurumların tek başlarına karar almaları ve uygulamaya sokmaları çok mümkün değildir. Örneğin işin vahameti karşısında (yalnızca bir örnektir) İzmir’in uyup, Ankara’nın uymaması mümkün değildir.

Eskişehir’de tramvay ve diğer toplu ulaşım araçlarının ve de durakların kalabalık olması, tamamen alınan ‘normalleşme’ kararlarının bir sonucudur.

////////

NOSTALJİ

ES ES’İN BÜYÜK KAPTANI VE ALMAN İMPARATORU

Tarih 20 Aralık 1975. Yer İnönü Stadı. Son Dünya Şampiyonu Batı Almanya ile Türkiye özel milli maç oynuyor. Almanların ‘İmparator’ lakaplı Kaptanı Franz Beckenbauer ile Türkiye A Milli Futbol Takımı Kaptanı İsmail Arca maç öncesi birbirlerine başarı diliyor. Eskişehirspor Anadolu’da Futbol İhtilalini yaparak, üç büyüklere kafa tuttuğu yıllarda takımın en önemli parçalarından birisi de İsmail Arca idi. Taraftarın ‘Büyük Kaptan’ diye sevgiyle bağrına bastığı Arca, 1948 yılında İnegöl’de doğdu. 1965 yılında Kırmızı Şimşeklere transfer olan Arca, ES ES’in Sevilla Zaferi’nde, 1971’de Türkiye ve Cumhurbaşkanlığı Kupası şampiyonluğunda ve 1972 yılında Başbakanlık Kupası şampiyonluğunda yer alan bir büyük efsaneydi. 27’si A olmak üzere 53 defa milli olan İsmail Arca Eskişehirspor’da 17 yıl aralıksız top koşturdu. ES ES’te sevincin yanında hüznü de yaşadı. Eskişehirspor 1981-1982 Sezonu’nda İkinci Lige düşerken takımın kaptanı İsmail arca idi. 1982 yılında futbolu Eskişehirspor’da bıraktı. 400 maçta ES ES’in kaptanı olarak sahaya çıktı. A Milli Takımda da Fatih Terim, Şenol Güneş, Mustafa Denizli ve Cemil Turan gibi önemli futbolcuların da kaptanlığını yaptı.

///////////////////////////

FIKRA

GERİ KALANINI GÖNDER

Deniz aşırı bir ülkede askerliğini yapmakta olan John bir gün sevgilisinden bir mektup alır. Sevgilisi artık ondan ayrıldığını bildirmekte ve fotoğrafını geri göndermesini istemektedir. John çok kızar. Arkadaşlarından eski kız arkadaşlarının fotoğraflarını toplar. Hepsini paket yapar ve sevgilisine gönderir. Pakete birde not iliştirir; “Kusura bakma, hangisi olduğunu çıkaramadım. Lütfen kendi fotoğrafını al ve kalanını geri gönder!”

///////

ÇİVİ

Düzenim bozulur, Hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin Hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.” Şems-i Tebrizi