İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ BOYUTU

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak hemen her konuda toplumsal hastalığımız. Çoğu zaman insanlar hiç okumadıkları kitaplar hiç izlemedikleri filmler hiç duymadıkları sözler üzerinden kamplaşmayı siyasi kutuplaşmayı ve taraf olmayı doğru buluyorlar. Son dönemde bu tarafgirliğin bir örneğini de İstanbul sözleşmesi konusundaki tartışmalarda görüyoruz. Kimi kesimlerce ailenin temeline konulan bir dinamit kimi kesimlerce kadınları koruyan bir kalkan. İstanbul sözleşmesinin metnini sizlere sunarak aslında daha çok hedef gösteren bir sözleşme olduğu ve iç hukukta kadınlara yönelik şiddeti önlemeye çalışan bir yöntemin olduğu kanaatindeyiz. Bu sözleşme ile ilgili olarak kadınları korumaya yönelik olarak hangi tedbirleri aldığını gösteren maddeleri aşağıda gösterelim istedik.

Sözleşmenin Maksatları

1 Bu sözleşmenin maksatları şunlardır:
a. Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
b. Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli
ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
c. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara
yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
d. Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini
yaygınlaştırmak;
e. Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir
yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin
birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Görüldüğü üzere sözleşmenin ana amacı kadınları şiddetten korumaya çalışmak ve devletin bu konuda etkin rol olmasını sağlamaktır.

Sözleşmenin en çok tartışma yaratan bölümlerinden biri 4.maddeddir. Bu madde ile eşcinselliğin teşvik edildiği iddia edilmektedir. Madde şu şekildedir.

Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması

1)Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz
kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer
tedbirleri alacaklardır.

2)Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek üzere,
özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır:
–ulusal anayasalarında veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil
edecek ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini temin edeceklerdir;
–yerine göre, yaptırımların uygulanması yolu da dahil olmak üzere, kadınlara karşı
ayrımcılığı yasaklayacaklardır;
– kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldıracaklardır.

3) Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik
tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal
veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim,
toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci
statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın
uygulanmasını temin edeceklerdir.

4) Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel
tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.

Bu maddede yer alan cinsel yönelim ifadesinin eşcinselleri de şiddetten korumayı amaçladığı ve eşcinselliğe teşvik olduğu düşünülmektedir. Esasen bu iddianın zorlama bir iddia olduğu açıktır. Devlet tüm bireylerini şiddetten korumak zorundadır.

ASIL SORUN NE?

Asıl sorun ismi 6284 sayılı Sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun   olmasına rağmen suiistimal edilerek aileyi yıkmakta kullanılan kanundur. Kamuoyunda “evden uzaklaştırma” olarak bilinen koruma tedbiri maalesef kötüye kullanılması sebebi ile adalet duygusu zedelenmekte ve aile bu yasa sebebi ile parçalanmaktadır. Bu yasa nasıl kötüye kullanılmaktadır? Esasen şiddet mağduru olan veya şiddet mağduru olabilecek kadınları korumayı amaçlayan bu kanun bizzat kadınlar tarafından o kadar çok istismar edildi ki asıl hedef olan şiddete eğilimli erkeklere karşı artık devlet ilgisini yöneltemezken hiçbir biçimde şiddet uygulamayan erkekler sistemi suiistimal eden kadınlar tarafından zor duruma düşürüldü.

KÖTÜYE KULLANMA SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR?

Boşanma davası açmaya karar veren kadın nafaka ve tazminat miktarını artırmak için aslında hiçbir tehdit içermeyen kocası aleyhine karakola başvuruyor ve otomatik olarak evden uzaklaştırma kararı çıkartılıyor. Bu aşamada kıyafetleri dahi evde kalan kalacak yeri ve eşyası olmayan erkek yeni ev tutmak tüm kıyafetlerini yeniden almak ve yeniden ev eşyası almak ya da otelde kalmak arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyor. Üstüne üstlük çocukları ile de görüşmesi engellenerek manevi bir zulüm de üstüne ekleniyor. Boşanma ve şartları konusunda müzakere etmek için eşini telefonla aramak istese hapse giriyor. Boşanma davasında bu uzaklaştırma kararı delil olarak kullanılıyor. Sadece kadının beyanı ile alınan karar bir anda tartışılmaz bir delil hüviyetine bürünüyor. Bunun neticesinde kadın yüksek tazminatlar alabiliyor. Bu yüksek tazminatları alabilmek için bu işlemlere teşvik edilen kadın eşi ile barışsa bile erkek bu noktadan sonra kendisini eşinin ve çocuklarının gözünde itibarsız olarak hissediyor ve aile düzeni kolay kolay yerine oturmuyor.

Bu kötüye kullanmanın uluslararası hukuktaki dayanağı olarak İstanbul Sözleşmesi gösterildiği için sözleşmeye kimi kesimlerce karşı çıkılıyor. Oysa sözleşme kötüye kullanmayı teşvik etmiyor. Uygulamada kötüye kullanma sistemini devre dışı bırakarak asıl amaçlanan korumayı sağlayacak düzeltmeler yapılabilirse hem devlet hem aile hem bireyler daha huzurlu ve istenen sonuçları alabilir düşüncesindeyim.

Hukukla ve huzurla kalın.