Gezenin Yürüyüşünün Değiştiği Fuar; SAHA 2026

Mayıs ayı içerisinde yapılan bu fuara bu yıl da gitmek nasip oldu. Geçen yıl da gitmiştik ve yukarıdaki başlık geçen yıldan yadigâr kaldı. Geçen yıl beraber gittiğimiz arkadaşım, ülkemizdeki savunma sanayi alanındaki gelişmeleri pek ciddiye almayan bir kısmının abartıldığını söyleyen biri idi. Gezi bitirilip fuar alanından çıkarken bana döndü ve “Helal olsun bu kadarını beklemiyordum. Gurur duydum. Yürüyüşüm değişti” dedi.

Sanırım bu yıl da bizi düşman görenlerin yürüyüşü değişmiştir. Tabi ki korkudan.

Bu fuarı yazı ile anlatmak hem çok zor hem de çok uzun sürer. Televizyonların haber-analiz kanalları saatlerce anlattılar ve bunlar bile sadece özet kalır. Dolayısı ile hiç içeriğe girmeden bu fuarı gezip bir analiz yayınlayan Çin asıllı Kanadalı Profesör Jiang Xueqin’in analizinin bir özetini aktarmak istiyorum.

“Türkiye yıllarca Petriot istedi. Verilmedi. Fransız-İtalyan ortak yapımı hava savunma sistemi istedi. Engellendi. Gerekçe İsrail’in niteliksel askeri üstünlüğü bozulurmuş. Türkiye S-400 aldı. Yaptırım yedi. Sonra kendi savunma sistemini yaptı şimdi onu körfez ülkelerine satıyor. Engellemenin amacı Türkiye’yi zayıflatmaktı. Sonucu tam tersi oldu. SAHA 2026’dan çıkan tablo son derece net. Türkiye artık dünya savunma piyasasında müşteri değil, tedarikçi, hem de herkesin çalışmak istediği tedarikçi.

Oyun teorisi ve yapısal tarih çerçevesinde bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini ve neden şimdi gerçekleştiğini ve bu tablonun jeopolitik olarak ne anlama geldiğini ele alırsak. Birinci yapısal güç; İsrail’in engeli ve “geri tepme etkisi.” Türkiye S-400 satın aldı. Rusya’dan. Bu karar hem teknik hem de diplomatik olarak tartışmalı bir adımdı. Ama zorunluluktan doğdu. Ardından yaptırımlar başladı. Ama bu bedelin öngörülemeyen bir yan etkisi oldu. Bu yaptırım kararları Türkiye’nin kendi hava savunma sistemini kendisinin geliştirmesini hem zorunlu hem de meşru kıldı. Türkiye’ye sistem vermemeye çalışan aktörler, Türkiye’nin kendi sistemini geliştirmesine zemin hazırladı. Oyun teorisinde buna “geri tepme etkisi” deniyor. Bir aktörü zayıflatmak için uygulanan baskı, o aktörün alternatif kapasite geliştirmesini tetikliyor. Sonuç: hedeflenen zayıflama değil, beklenmedik güçlenme.

Bu dinamiğin tarihi uzun, Sovyetler birliğine yönelik teknoloji ambargoları 1950’lerden 1980’lere kadar sürdü. Sonuç: Sovyetler Birliği kendi uzay programını, kendi nükleer teknolojisini, kendi savunma sanayiini kurdu. Çin’e yönelik yarı iletken kısıtlamaları bugün benzer bir dinamiği tetikliyor. Türkiye bu örneklerle tam örtüşmüyor ama yapısal mantık aynı, dışarıdan kapanan bir kapı içerden başka bir kapı açtırıyor.

İkinci yapısal güç; Amerika’nın stok krizi ve Türkiye’nin fırsatı. Bu talebin arka planında şu gerçek yatıyor. Amerikan savunma sanayi iki savaşı aynı anda besliyor. Bu çifte beslenme Amerikan stok seviyelerini kritik eşiğe taşıdı. Almanya, Polonya, Baltık devletleri, kuzey ülkeleri Amerikan sistemlerine alternatif arıyor. Ve bu arayış tam da Türkiye’nin seri üretime geçtiği döneme denk geliyor. Bu Amerika’nın stok krizi sebebiyle oluşan boşluğu Türkiye’nin ne kadar hızlı doldurduğunun göstergesi.

SAHA EXPO 2026’DA Türkiye’ye gelen talepler üç ana kategoride yoğunlaştı. Birinci kategori mühimmat. Özellikle 105,150,155 mm topçu mermileri ve topçu roketleri. Ukrayna-Rusya savaşı Avrupa’nın topçu mühimmatı stoklarını dramatik biçimde eritti. Avrupa’nın kendi üretim kapasitesi bu talebi karşılamaktan uzak. MKE en fazla sipariş alan kuruluş. İkici kategori insansız hava araçlarına karşı tespit ve otonom yok etme sistemleri. Türk firmaları hem tespit radarını hem de otonom yok etme roketlerini aynı sistem üzerinde birleştirmiş çözümler sunuyor. Hedef insansız hava aracı yön değiştirirse sistem otonom olarak yönünü güncelliyor ve hedefi buluyor. Üçüncü kategori kamikaze insansız hava araçları.

Üçüncü yapısal güç; Türkiye’nin geliştirdiği ürünlerin ortak üretime açık olması. Bir ülkenin savunma sanayi ürünlerini kullanan ülkeler, o ülkeyle uzun vadede bağ kuruyor. Bu bağ diplomatik ilişkilere yansıyor. Avrupa ve Amerika bu modeli şimdiye kadar kimseye sunmadı veya son derece kısıtlı yaklaşıyor. Türkiye bu boşluğu dolduruyor. Ortak ülkeler hem kendi savunma sistemlerini kuruyor hem de dışarı bağımlılıklarını azaltıyorlar, ayrıca Türk teknolojisine yatırım yapıyorlar. Bu da Türkiye’yi stratejik nüfus alanına dönüştürüyor. Teknik eğitim, yedek parça, güncelleme, bakım, bunların hepsi uzun vadeli bir ortaklık zemini inşa ediyor.”

Kanadalı profesör SAHA 2026’yı özetle böyle görmüş. Türkiye’nin dışarıdan görünüşü böyle yani ülkemiz net savunma sanayisi tedarikçisi olduğu gibi ayrıca doğru bir ortak ve dost.

İçeriden göremeyenlere gelince onlar hala “motoru var mı?”, “Atatürk’ün imzası doğru yere mi konulmuş?” sorularına cevap bulmaya çalışıyorlar.

Saygılarımla