Gazze’yi Okumak

İlk bakıldığında Filistinlilerin topraklarını koruma, inançları uğruna verdikleri mücadele gibi görünse de Filistin yani Gazze halkının yaşadığı ve başından beri sıkı sıkıya tutundukları inanç başlı başına bir var olma mücadelesidir.

Gazze denilince aklıma; yıllardan beri kasıtlı şekilde uygulanan ‘’soykırım’’ın yıkıcı etkisine rağmen, evlerini Ramazan bayramlarında rengârenk süslemelerle süsleyen insanlar, bir evin terasında resim yapan genç bir kız ve bombaların boş kapsüllerinde çiçek yetiştiren kadınlar geliyor…Gazze tüm dünyaya şunu çok iyi öğretti ki: ‘’inanç her şeydi… Ölmek içinde yaşamak için de…’’ Çocukların beton yığınları arasında eğlenerek oyunlar oynamaları; genç bir çiftin ülkeleri ateş çemberi altındayken bile dünya evine girmeleri; bir gencin ertesi gün yemek bulabilme ihtimali olmasa bile sokak kedilerini beslemeye çalışması bundandı… Yani umut ve inançtandı her biri…

Gazze bize, her an ölümle burun buruna olunduğunda bile yaşamaktan bir an bile vazgeçilmemesi gerektiğini öğretti. Yiyecek yemekleri olmayabiliyordu. Küçücük çocuklar ekmek yapabilmek için bir avuç una ulaşabilmek adına binbir mücadele veriyor ve eline un paketlerini aldığında alçakça sırtından vurulabiliyordu. Böyle kalleşçe bir savaşın ortasında her an hayattan koparılma ihtimalleri varken bu insanların sarıldığı iki duygu vardı o da umutları ve de inançları. Şartlar ne olursa olsun onlara güç verenin yedikleri yemek ya da ekmeklerden aldıkları enerji değil, inancın verdiği güç olduğunu öğretti bizlere Gazze halkı. Belki de dünya üzerinde farklı inançlardan olan insanların etkilendiği tek gerçeklik buydu ki Gazze’ye kendi inancından olmasa bile destek verdi vicdanı olan her insan.

Dünya kupası final maçında Lamine Yamal’ın onurla ve gururla Filistin bayrağı taşımasının sebebi yalnızca aynı inançtan olmaları değildi muhtemelen. Bu bir din ya da siyaset meselesinden öteydi çünkü. Bu bir ‘’varoluş meselesiydi.’’ Yani biz ve bizim gibilerin yaptığı gibi sadece yaşamak değildi onlarınki. İnanç uğruna hayattan bile vazgeçebilmek, her türlü kötü şarta rağmen umudu koruyabilmekti. Bu tür yazılarla farkındalık oluşturmaya çalışmak, bir nevi meselenin ‘’edebiyatını yapmak’’ ise bizlere kalmıştı belki… Umarım bu bile bir şeydir, karınca misali…