Günlük hayatımızda çok dillendirdiğimiz ama hiçbir zaman gerçekleştirmediğimiz söylemlerimiz vardır. En meşhuru “kendini benim yerime koy” sitemidir; yani “empati yap”…
Empati, bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısı ile bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir.
İnsanın bilişsel iletişimi için zeka ne kadar gerekliyse, sosyal iletişimi açısından empati de o kadar önemlidir.
***
Aramızda yaşarken kendileri farkına varmasa da, başkalarının duygularını biraz fazlaca hissedebilen ve kendi ürettiği duyguları da karşısındakine daha yüksek şiddette aktarabilen insanlara “empat” diyoruz.
Empatların farklı algılama yolları vardır; kimi koklayarak, kimi müzikle, kimi de renklerle empati yapma yeteneğine sahiptir.
Kitabımız da işte bu empatlar üzerine kurgulanmış.
Kitapta 3 büyük bölüm var. Kitaptaki ana karakterlerin isimleri bölüm adı olmuş.
1.bölüm 2007 Elijah ile Winter, günümüzde geçiyor ve olaylar adını veren karakterler çevresinde dönüyor. 2. bölüm 1990 Lazslo ile Darian, geçmişe gidip nedenleri ve yaşanmışlıkları anlıyor, 3.bölüm 2007 Valentinus, tekrar geri dönüyoruz; ta ki yargı gecesine kadar…
İlk 200 sayfayı “ne oluyoruz yahu” modunda, bir şey anlamadan okuduktan sonra ikinci bölümde taşlar yerine oturuyor.
***
Beni çok bağlamasa da birilerini ilgilendirebilir diye yazayım.
Elijah, Yüz Hareketleri Kodlama Sistemi Eğitimi almış, sinestezisi (duyuların birbirine karıştığı ve etkilediği nörolojik bir olgu) olan bir analist. Aynı zamanda enoklofob (kalabalıktan korkar) ve hafebop (dokunma ya da dokunulma korkusu olan) bir insan. Film ve televizyon şirketlerine danışmanlık yapıyor.
Winter ise, New York Filarmoni Orkestrası ile konçerto sahneleyen bir kemancı.
Elijah ve Winter sınıf arkadaşı, Lazslo Kuehl de onların öğretmenidir. Lazslo farklı biridir ve başkalarının duygularını kokular aracılığıyla almaktadır. Bazı testler uygulayınca öğrencileri Elijah ile Winter’in de empatik olduğunu anlamıştır. Ancak özel yetenekli öğrencileri arayan ve onları daha üst bir eğitime tabi tutacaklarını söyleyen okul tanıtıcıları devreye girer ve çocukları “organizasyon” için ikna ederler. Organizasyon bu zeki çocukların beyinlerini yıkarken, bir taraftan da önemli bir görev için yetiştirmektedir; Tanrı’yı öldürmek.
Kendileri de birer empat olan Lazslo ile üstün zekâlı çocukları bulma görevlisi Darian, Katolik kilisesini ortadan kaldırmayı amaç edinmiş Valentinus’u durdurmak, gerekirse yok etmek için normal hayatını yaşayan bu iki gence ulaşmaya çalışıyor.
Çünkü konunun temelinde Katolik Kilisesi’ni, Hıristiyanlığı, Tanrı inancını yok etmek amacıyla beyin yıkama anlatılıyor. Bir de boyunlarda asılı duran metal bir kolye var, haç kolye; hedef öncelikle onu almak.
***
Sadece bir olay değil, yine dini araç edinen bir kitap diyebiliriz. İçerisinde bilimden, felsefeden birçok sözel bilginin yer aldığı bir deryaya dalıyoruz okurken.
Kitapta bolca, değişik renk, ses, nota ve koku kullanarak somutlaştırılmaya çalışılmış duygu, his ve kişi, karakter tasviri var. Yazarımız okurunu, matematikten metafiziğe kadar birçok durakta gezdiriyor, ucu açık bırakılmış sorularla soru işaretleri deryasında, hakikate ait bilginin ilham ve sezgiyle inşa edilmiş, gnostizm denilen mistik felsefeyle yoluna devam ediyor.
Zorlukla okuyup anlamaya çalışırken “psişik” kelimesini görünce “aha” demiştim ve “eureka” diye ev içi turuna çıkasım gelmişti. Yine de sürekli internetten araştırma ihtiyacı duyunca yeni yeni bilgiler öğrenmiş oldum.
***
Bilim, felsefe, din, bazı yaşanmış olaylar ve bazı komplo teorileri… Kitap o kadar kapsamlı ki, hepsinden bahsetmeye kalkışırsam bu yazı bitmez. İşin içine polisiye, aksiyon, gerilim de katılınca, okuyan kitabın türünü söylemekte bayağı zorlanıyor
Sadece şunu diyebilirim; okudum, bitirdim, kötü değildi ama anlamak için çok yoruldum. Kitaptaki teorik bilgiler zaten detaylıyken, yazar da anlatımını bayağı detaylandırınca sıkıldıkça sıkıldım. Çok da beğendim diyemeyeceğim.
Ne hikmetse Adam Fawer’ın, 18 dile çevrilen önceki kitabı Olasılıksız kadar tutulmamış bu kitabı. Sadece üç dile çevrilebilmiş, en çok da bizde satılmış. Galiba ilk kitabının etkisiyle bizler biraz fazlaca coşmuşuz.
İlk kitabı Olasılıksız’ın verdiği hazla balıklama dalmıştım, Adam Fawer’ın Empati’sine. Olasılıksız’ın verdiği hıza ve hazza ulaşamasam da, bitirdim işte; ama genel iskeletini anlama güçlüğü çekerek ve bunalarak; kesinlikle anlamak için ikinci kez okunması gereken kitaplardan.
Kısacası şöyle dememde yarar var:
Eğer daha önce Adam Fawer okumadıysanız, sakın bu kitaptan başlamayın.
***
“Ama inançsızların çoğu yine de, sanki ölümden sonra bir yaşama inanır gibi yaparak yaşıyor. Reddettikleri bir dinin dayattığı etik yasaya uyarak yapıyorlar bunu: Yalan söyleme. Hile yapma. Çalma. Vesaire.”
“Ama siz inananlar… Siz daha büyük bir ikiyüzlülük yapıyorsunuz. O’nun öğretilerinden hangilerini izleyeceğinizi açık büfeden meze seçer gibi alıp ‘nabza göre din’ uyguluyorsunuz.” (s.514)