Bugün bakıyorum…
Bizim devlet de emekliyi öyle bırakmış.
Ama ortada umut yok.
Neredeyse yok sayıyor.
Neredeyse “Niye bu kadar uzun yaşıyorsun?” diyecek.
-----------
Bu neye benziyor biliyor musun?
Hayırsız evlat…
Anasını babasını kapının önüne koyar ya…
“Ölen ölür…
Kalan da kendi haline bakar” der gibi.
İşte bizim emeklinin hali tam da bu.
----------
Bir ömür çalışmış adam…
Gençliğini vermiş…
Bu memleketin yükünü sırtlamış…
Şimdi ne durumda?
Bir kahvehaneye gidemiyor.
Gitse oturamayacak.
Niye?
Çay parası yok.
-----------
Çay olmuş 15–20 lira…
Bir bardak çay, bir sohbet parası artık.
Yanına biri otursa…
“Dayı bir çay söyleyelim” dese…
Eskiden bu bir muhabbetti.
Şimdi bu bir dert.
Çünkü o sohbet…
Emekli maaşına sığmıyor.
----------
Ne yapıyor bizim emekli?
Kahveye gitmiyor.
Çay bahçesine gitmiyor.
Gidiyor parkta bir banka oturuyor.
Cami bahçesinde vakit geçiriyor.
Yanında termos…
Evden getirdiği su.
Çay mı?
O artık lüks.
Sabah kahvaltısında bir bardak…
O kadar.
-----------
Bak dayı mesele sadece çay değil…
Mesele şu:
Bir insanın değeri,
Bir bardak çay hesabına düşmüş.
Bir ömür çalışan adam,
Bugün bir çay içmeye çekiniyorsa…
Bu sadece fakirlik değil.
Bu…
İnsanı yok saymaktır.
---------
Eskiden bırakılan çocukların bir umudu vardı…
Birileri sahip çıkardı.
Ama bugün bırakılan emeklinin…
Ne alanı var,
Ne soranı.
Sadece bir bank…
Bir gölge…
Bir de içinden geçen o cümle:
“Biz bu memlekete neydik…
Şimdi ne olduk dayı?”