Son yıllarda yaşam şartlarımız gözle görülebilecek düzeyde arttı. Doksanlı yılları yaşamış biri olarak günümüz çocukları maddi yönden bizden şanslı ve daha iyi koşullarda büyüyorlar. Belirli bölgelerde belirli yaşam koşullarında hala zor hayatlar yaşayanlar elbette var. Ama genel olarak tablo bu şekilde. , yani en azından bizim çocukluk dönemimiz ile kıyaslandığında. Lakin iyi gitmeyen de çok şey var… En önemlisi de geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın bir hayali yok artık…
Bizler şanslıydık derken hayal kurma özgürlüğümüzü sanal bir ekran ardına hapsetmemiştik. Dünyayı kurtarmaya ant içmiş iyi niyetli bir nesildi doksanlar çocukları… Okuduk, adam olduk, ülkemize faydalı evlatlar olmaya çalıştık. Ama zamanla gördük ki hiçbir şey bizim düşündüğümüz gibi değilmiş…
Çünkü bizim çocukluğumuzdaki o saf insan ilişkilerinden eser kalmamış. Herkes bir yarış, bir çıkar ilişkisi halinde. Giyimini, evini, arabasını ve hatta evladını bile bir yarış unsuru haline getirmiş. Ve insan hep en çok önem verdiğiyle sınanırmış misali en fazla sınanılan konuda hep en çok değer verdiğimiz evlatlarımız oluyor galiba…
Hiçbir şey, hiç kimse mükemmel olmak zorunda değil. Sosyal medyada parlatılarak verilen hiçbir yaşam gerçek değil. Önce bunu bilelim. Eğer gerçek anlamda mutlu ve huzurlu yaşansaydı hayat, birilerine gösterme, kanıtlama ihtiyacı duyulmazdı. Bir beğeni almak ve hatta kazanç sağlamak için mutluluklar feda edilmezdi. Gerçekten yaşanan şey bir kanıta ihtiyaç duyar mı sizce, düşünelim? Bence duymaz. Ama yetişkin insanların bu ön planda olma gayreti ve aç gözlülüğü hem kendi hayatlarını hem de evlatlarının hayatlarının çalınmasına sebep oluyor. Kimse farkında değil.
Kimse çocuğunu bilgisayar başında vakit öldürüyor, şiddet içerikli oyunlar oynuyor diye eleştirmeye hakkı yok. Neden mi? Koca koca erkek ve kadınların sosyal medyada kendilerini heba ettiği bu ortamda hiçbir çocuk anne ya da babasının ‘’sosyal medya zararlı’’ sözünü ciddiye bile almayacaktır. Önce biz yetişkinler kendimizi mi eğitmeliyiz acaba?
Hayatı bir yarış haline getirmeyi bırakıp bizlere emanet edilmiş çocuklarımızın hem ruhsal hem bedensel gelişiminde biraz daha iyi şeyler yapmayı mı denesek? Önce tabiki de kendimizi bu konuda eğiterek… Önce insan olduğumuzu hatırlayarak. İnsan demek eksikleri, kusurları olandır. Kimse mükemmel değil, olmak zorunda da değil. Ama iç huzur, saf insan ilişkileri, samimiyet, güven duygusu, merhamet her şeyden çok önemli… Çocuğunuzun cebine istediği harçlığı koyamayabilirsiniz, her istediğini alamayabilirsiniz. Ama sevgi bedava. Merhamet, güven duygusu bedava… Ve inanın her şeyden çok önemli. Bu 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı buruk geçiyor. Sebebi de sanırım çocuklarımızdan alınan hayatlar. Ya da çalınan mı demeliyim….