Bu hafta bu konuyu kaleme alma sebeplerimden birisi ve en önemlisi şu ki; hayatı ve içindekileri gözlemlerken aslında ne de küçük şeyler için günümüzü ya da ömrümüzü tükettigimizi fark ediyor oluşum. Denklem öylesine basit ki aslında: hepimiz onca hayat koşuşturmacası içinde bir gün öleceğiz... Ve yaşam defterimiz kapanacak. O deftere neleri yazıp sildigimiz, hangi sayfaları kopartip attığımızın hiç bir önemi kalmayacak. Kibir ve gururdan örülü benmerkezci hayatlarımız kişisel tarihimizin tozlu sayfalarında unutulup gidecek... Ne acı değil mi? Onca çaba, onca hırs, henüz yaşanmamış olan günler için bugünden verdiğimiz emekler, belki de uğruna sevdiklerimizi harcadığımız telaşlar, özetle yaşam kavgamız; bir mezar taşının üzerinde yer alan bir ad soyad ve bir tarih aralığından ibaret olacak... Her an ölümü düşünmek elbette imkânsız. Ama ara ara hatırlamak da fayda var. Mesela kariyer yolculuğunda zaman ayırmak da zorlandığımız sevdiklerimizle göz göze geldiğimizde; mesela bir insana ya da muhtaç bir canlıya yardım etme ihtimalimiz oluştuğunda hiç düşünmeden yardım edebilme cesaretini içimizde bulmamız gerektiğinde; en sevdiğimiz aile üyelerimiz ile sanki son görüşmemizmiş gibi vakit geçirdiğimizde bol bol ölümü, onları bir gün kaybedilme ihtimalimizi düşünmeliyiz... Çünkü yazar Murat Menteş'in bir kitabında söylediği gibi aslında çoğumuz "üç günlük dünyanın üçüncü günündeyiz..."