Biz gerçekten Kemalizm’i ne kadar doğru anladık?
Çünkü bazen Atatürk’ü çok seviyoruz ama onu anlamayı eksik bırakıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk bu ülkeye sadece bir devlet bırakmadı.
Bir zihniyet bırakmaya çalıştı.
Kulluktan yurttaşlığa geçen bir toplum…
Biata alışmış bir halktan;
düşünen, sorgulayan, hakkını arayan vatandaş çıkarmaya çalıştı.
Asıl devrim buydu.
Ama zamanla biz Cumhuriyeti biraz sloganlara sıkıştırdık.
Ruhunu ise geri plana attık.
Oysa Kemalizm dediğin şey sadece tören değildir.
Sadece marş değildir.
Sadece duvardaki çerçeve değildir.
Kemalizm’in özü aslında CHP’nin altı okunun içinde saklıdır.
Ama biz galiba o okları ezberledik, ruhunu yeterince konuşmadık.
Cumhuriyetçilik mesela…
Sadece sandık değildir.
Bir kişinin değil, milletin iradesinin üstün olmasıdır.
“Devlet benim” diyen anlayışa karşı
“Devlet milletindir” diyebilmektir.
Milliyetçilik…
Öyle hamaset yapmak değildir.
Bu ülkenin çiftçisini, işçisini, gencini koruyabilmektir.
Kendi sanayini kurabilmektir.
Yabancıya muhtaç olmadan yaşayabilmektir.
Halkçılık…
İşte en çok unuttuğumuz oklardan biri belki de budur.
Çünkü halkçılık halka rağmen halk için karar vermek değildir.
Halkın içine karışmaktır.
Aynı pazardaki yangını hissetmektir.
Emeklinin market hesabını anlayabilmektir.
Bugün vatandaş geçinemiyorsa,
gençler umudunu kaybediyorsa,
işçi ay sonunu getiremiyorsa…
Sadece yüksek cümleler yetmiyor.
İnsanlar hayatına dokunan Cumhuriyet görmek istiyor.
Devletçilik…
Bazılarının anlattığı gibi her şeyi devletleştirmek değildir.
Stratejik alanlarda milletin hakkını korumaktır.
Elektriği, suyu, üretimi, fabrikayı tamamen piyasanın insafına bırakmamaktır.
Çünkü Atatürk şunu biliyordu:
Ekonomik bağımsızlığı olmayan ülkenin siyasi bağımsızlığı eksik kalır.
Laiklik…
Sadece yaşam tarzı tartışması değildir.
Aslında laiklik devletin akılla yönetilmesidir.
İnançların siyasetin kavgasına malzeme edilmemesidir.
Ve devrimcilik…
İşte en yanlış anlaşılan oklardan biri de budur.
Devrimcilik geçmişte kalmış bir hatırayı korumak değildir.
Zamana göre yenilenebilmek, çağın gerisinde kalmamaktır.
Yani Kemalizm donmuş bir ideoloji değil, yaşayan bir akıldır.
1923’ü sadece anmak değil,
1923’ün cesaretiyle geleceği kurabilmektir.
Belki bizim en büyük eksiğimiz şuydu:
Cumhuriyeti bazen halkın üstünde bir kimlik gibi anlattık.
Oysa Atatürk halkın tam içinde yürüyordu.
Köylüyle köylü gibi,
işçiyle işçi gibi,
milletle millet gibi konuşuyordu.
Bu yüzden insanlar onu sadece lider değil, kendinden biri gördü.
Ve galiba bugün yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur:
Cumhuriyet bir elit projesi değildir.
Cumhuriyet;
köydeki çocuğun okuyabilmesidir…
Yoksulun kader değiştirebilmesidir…
Kadının eşit yurttaş olabilmesidir…
İşçinin hakkını arayabilmesidir…
Yani Cumhuriyet bu memleketin en büyük insanlık projesidir.
Belki de mesele şudur:
Biz Atatürk’ü çok sevdik…
Ama bazen onu sadece alkışlayıp anlamayı ihmal ettik.
Oysa Atatürkçülük;
geçmişe saygı duyarken geleceği akılla kurabilmektir.