Bugün bu ülkenin sokaklarında yürüyen emeklilerin adımlarında o ahın ağırlığı var.
Pazar filesini yarıya indirenlerin, eşinden kalan maaşla ay sonunu getirmeye çalışan kadının suskunluğunda saklı hepsi.
Ekonomi bir rakam meselesi olmaktan çıktı artık. Bir insanlık sınavına dönüştü.
Çünkü yoksulluk artık münferit bir hâl olmaktan uzak.
Halkın ortak kaderi oldu, yanılıyor muyum?
Mazlumluk bir sınıfa ait olmaktan çıkıp geniş bir halk tabakasına yayıldı.
İslam peygamberi bir hadisinde,
‘’Mazlumun duası ile Allah arasında perde yoktur’’ diye söyler.
Bu, yalnızca dini ya da uhrevi bir uyarı sayılmaz.
Toplumsal düzen için yapılmış bir ikazdır.
Çünkü mazlumun ahı, zamanı gelince karşılığını bulur.
Sessizce…
Acele etmeden…
Adım adım…
Bugün emekli, yıllarca çalışmış olmanın huzurunu yaşayamıyor.
Dul ve yetim, korunması gerekirken ne hâlde olduğunu hepimiz biliyoruz.
Gariban halk, sabretmeyi bir erdem sanarak ve aslında buna inandırıldığı için
yükün tamamını sırtlanıyor.
Ve bu tabloya bakan herkesin aklında şu sorunun olduğunu tahmin ediyorum;
‘’Bu yük daha ne kadar taşınacak?’’
Atatürk,
“Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” demiştir.
Bu bir sorumluluk tarifidir.
Devletin, en çok sesi çıkmayanı duyması gerektiğini hatırlattı.
Yetimi, emekliyi, dul kalanı merkeze almayan bir düzenin ayakta kalamayacağını söyledi.
Bugün mazlum olan halktır.
Ve halkın ahı, atasözünde söylendiği gibi, aceleye gelmez.
Aheste aheste…
Ama mutlaka çıkar.