Allah’ım Neydi Bizim Hatamız?

Akaryakıta zam geliyor… Pompanın başındaki vatandaş ibreye değil, sanki kalp monitörüne bakıyor. Rakam yükseldikçe tansiyon yükseliyor, depo doldukça cüzdan boşalıyor. Eskiden benzinlikte, “Depoyu doldur” denirdi. Şimdi vatandaş pompacıya mahcup bir sesle soruyor: “Abi, beş yüz liralık koysan ibre yerinden oynar mı?” Pompacı cevap veriyor: “İbreyi bilmem ağabey ama vergi kesin oynar!”

Çünkü akaryakıta gelen zam yalnızca otomobil sahibini vurmaz. Mazot zamlanınca tarladaki traktör, yoldaki kamyon, şehirdeki minibüs, esnafın servis aracı hep birlikte zamlanır. Nakliye yükselir; domatesin, ekmeğin, sütün, peynirin fiyatına kadar her şeyin içine mazot girer.

Vatandaş arabasını kapının önüne çekebilir ama hayatı park edemez.

Çiftçi tarlayı sürecek. Kamyoncu yükü taşıyacak. Servisçi kontağı çevirecek. Esnaf dükkânını açacak. İşveren üretimi sürdürecek. İşçi işe gidecek.

Herkes fedakârlık yapacak…

Bir tek hükümet vergisinden fedakârlık yapmayacak!

Vatandaşa gelince:

“Kemerleri sıkın.”

Esnafa gelince:

“Maliyetlerinizi düşürün.”

İşverene gelince:

“Verimli çalışın.”

Emekliye gelince:

“Sabredin.”

Çiftçiye gelince:

“Üretmeye devam edin.”

Peki hükümete gelince?

“Vergiyi artırmaya devam edin!”

Memlekette öyle garip bir düzen kuruldu ki akaryakıt pahalandığında faturayı vatandaş ödüyor; hayat pahalılığı arttığında suçlu yine vatandaş oluyor. Fazla tüketmişiz, yanlış alışveriş yapmışız, tasarruf etmeyi bilmiyormuşuz…

İyi de kardeşim, sofraya peynir koymak ne zamandan beri savurganlık oldu? İşe arabayla gitmek ne zamandan beri lüks sayıldı? Çiftçinin traktörüne mazot koyması keyif gezisi mi? Esnafın mal taşıması Boğaz turu mu?

Hükümet ekonomiyi yönetiyor, fatura vatandaşa çıkıyor.

Vergiyi hükümet topluyor, bedelini vatandaş ödüyor.

Zammı hükümet yapıyor, suçlu yine vatandaş oluyor.

Kasadaki açık büyüyünce devlet elini cebine atmıyor; doğrudan bizim cebimize uzatıyor. Ama bizim cebin dibi çoktan görünmüş. Hükümet hâlâ orada para arıyor!

Vatandaşın cebinde para kalmadı ama maşallah devletin vatandaştan alacağı verginin sonu gelmiyor. Benzini alırken vergi, harcarken vergi, kazanırken vergi… Yakında nefes alana “temiz hava kullanım bedeli” çıkarırlarsa kimse şaşırmayacak.

Sonra ekranlara çıkıp ekonomik tabloyu anlatıyorlar:

“Her şey kontrol altında.”

Doğrudur…

Vatandaş vergi dairesinin, banka borcunun ve icra dosyasının kontrolü altında!

Esnaf sabah kepengi açarken dua ediyor:

“Allah’ım, bugün siftah nasip et.”

Akşam kepengi kapatırken başka dua ediyor:

“Allah’ım, yarına yeni zam nasip etme.”

Emekli pazara gidiyor, fiyatları görünce tezgâhın önünde meyve seçmiyor; hangi üründen vazgeçeceğini seçiyor. Çiftçi mazot fiyatına bakıp tarlayı mı ekeceğini, traktörü mü satacağını düşünüyor. İşveren maliyet hesabı yaparken hesap makinesi bile “Ben bu işe karışmam” deyip kapanacak hâle geliyor.

Fakat bu tablonun siyasi sorumluları kendilerine hiç fatura çıkarmıyor.

Ne yanlış ekonomi politikalarının hesabı var ne savurganlığın ne de vatandaşı vergiye boğan düzenin…

Sanki ülkeyi başkası yönetmiş!

Sanki akaryakıttaki vergileri uzaylılar koymuş!

Sanki enflasyon gece vakti sınırı kaçak geçmiş!

Sanki vatandaş sabah uyanmış da kendi kendine zam yapmış!

Bu yüzden insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

“Allah’ım, neydi bizim hatamız?”

Ama bu sorunun cevabını gökten beklemeye gerek yok.

Allah akıl vermiş, hafıza vermiş, bir de sandık vermiş.

Bundan sonrasını, o sandıkta oy verirken vatandaş düşünecek.

Çünkü bu düzende hükümet kendine fatura çıkarmıyorsa, faturayı kimin keseceğini seçmen bilecek.

Pompadaki fiş kısa olabilir ama milletin hafızası uzun olmalıdır.

Bugün “Allah’ım, neydi bizim hatamız?” diye soranlar, yarın oy pusulasına bakınca cevabı hatırlamalıdır:

Hata yalnızca zammı yapanlarda değil…

Her zammın ardından söylenip seçim günü yine aynı düzenin altına imza atanlardadır.