Birinci Dünya savaşının sonunda Osmanlı’nın elinden çıkan Kudüs şehri İngiltere mandası altına girer ve bu dönemde Haganah adlı bir gizli örgüt ile İrgun adlı terör örgütleri Filistin’e kaçak göçler yapılmasını sağlamıştır. Aslında İsrail devletinin kurulmasındaki baş aktör olarak İngiltere’yi göstermemiz hiç de yanlış olmaz. Yukarda bahsedilen İngilizlerin faaliyetleri İngiliz Dışişleri bakanı Arthur Balfour’un yayınladığı deklarasyon sayesinde olmuştur. Sonrasında İngiltere mandaterliğine son verilmiş konu Birleşmis Milletler’e devredilmiştir. Böylece BM’ninde onayıyla 15 Mayıs 1948’de İsrail devleti kurulmuştur. Filistinliler 15 Mayısı El Nakba ( Felaket Günü) olarak nitelendirmektedir. İsrail devletini ilk tanıyan ABD olmuştur. Ve sanırım günümüze kadar süren savaş ortamının baş müsebbibinin İsrail ve onun destekçisi Amerika olması bu sebepten ötürü bizleri şaşırtmamaktadır.
Yahudi devletinin şimdilerde Filistin, İran gibi Müslüman devletleri karşısına alması, özellikle Filistin’de uyguladığı soykırım hareketi, 1934 yılında Almanya’nın Führeri ve başbakanı olan Hitler’in Yahudilere uyguladığı soykırımla ne kadar da ortak özellikler taşımakta. Hitler Alman ırkını üstün görüp diğer milletleri öteki ilan ederken şimdilerde bunu İsrail devleti başka bir millete yapıyor. İnsan düşünmeden edemiyor, bir milletin var olması başka millet ya da devletlerin yok edilmesiyle mi mümkün olacak ya da oluyor? Ve tarihte birçok zulme, dışlanmaya maruz kalan bir millet neden şimdi aynılarını başka bir millete uygulamakta? Ve tarih boyunca bir idealin peşinden giderek, dini sebeplerden de ötürü Filistin topraklarına zorbalıkla sahip olmaya çalışmak ne kadar insani ya da ahlaki? Ve bu gidişe kim dur diyecek?