Siyasi partilerin içler acısı halini görünce bunlar mı düzeltecek ülkemizi diye sormadan edemiyor insan. Ülkeyi demokratikleştireceğiz diye nutuk atanların partilerindeki uygulamaları acı acı güldürüyor insanı. Belediye Başkanları ya çalışanları delege yapıyor ya da delegeleri belediyeye işçi, sonra da ‘siyasette söz sahibiyim’ diye havalara giriyor. Belediye çalışanlarının delege olmasının engellemesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili yasal bir engel olmazsa dahi etik bir davranış ortaya koymak isteyen bunu böyle yapar. Aksi halde neler olduğunu CHP İl Örgütünde gördük. Bu gidişle görmeye de devam edeceğiz. Yılmaz Büyükerşen bu parti belediye işlerini karıştırmaz ve karışmaz da fakat asıl gücün ne olduğunu bilmeyenler kerameti kendinde sananlar saçma sapan güç gösterilerine girip elalemi kendilerine güldürüyorlar. Siyasi olarak sahip oldukları ne varsa kendilerine Yılmaz Büyükerşen tarafından verilenler nasıl bir güç sarhoşluğuna girmişlerse bir anda Yılmaz Büyükerşen'i düşman ilan etmekle kalmayıp Ona karşı zaferler kazandıklarını ilan etmeye başladılar. Onları bu ruh haline sokan şey aslında Yılmaz Büyükerşen olmasa bir hiç olduklarını bilmeleridir. Yılmaz Büyükerşen'e her baktıklarında hiçliklerini daha derinden hissediyorlar. Bu duygu da onları deli ediyor. Sonra başlıyorlar böyle saçmalamaya. İşlerin bu hale gelmesinde aslında benimde suçum var. Keşke daha sabırlı olup daha çok mücadele etseydim de meydanı bu sevimsizlere bırakmasaydım. Bunların geçmişteki hallerini düşününce Hocanın elini eteğini öpmek için yarıştıkları halleri geliyor gözümün önüne. Yılmaz Büyükerşen kendisine yapılan bu davranışlara karşı bugün sessiz kalıyor ve muhataplarına hak ettikleri cevabı vermiyorsa çekindiği ya da kendisini mağlup hissettiği için değil bunları ciddiye almayıp gülüp geçtiği ve belki de zamanını beklediği içindir. Bir tweet atmıştım Yılmaz Büyükerşen'le siyaseten ters düşmek tercih, sonrasında siyasi hayatının bitmesi ise kaçınılmaz son.  Nerden mi biliyorum kendimden diye.  Çok ilgi görmüştü. Bu arkadaşlar geçtikleri ve bulundukları yerlere nasıl geldiklerini unutup bu sözümü de dikkate almayıp bırakın Yılmaz Büyükerşen'le ters düşmeyi siyasi gelecekleri için oyunlar kuruyorlar. Tekrar söylüyorum böyle düşünen ve yapan kim varsa bilsin ki Hocanın desteğini almıyorsa bir hiç bile değildir.

//////////

DÜŞÜNEN OKUYAN İNSANIN İŞİ GERÇEKTEN ZOR

Siyaset, siyasetçilerin tutmayacaklarını bile bile sözler verip iktidara geldikten sonra kamu kaynaklarını har vurup harman savurması mıdır? Millet, yokluk içinde harçla borçla boğuşurken kamudaki savurganlık nasıl izah edilebilir? Defalarca yazdım söyledim, benden önce de çok yazıldı söylenildi Millet bu haldeyken valiler, belediye başkanları, diğer kamu görevlileri artık değerleri milyonlar olan bu makam arabalarına nasıl binebiliyorlar? Son derece gösterişli binalar, makam odaları ülkemizin ekonomik durumu ile orantılı mıdır? Doğru düzgün beslenmeyen, eğitim alamayan, sıcakta güneşin altında üç kuruş yevmiye için ter döken, soğukta sanayi dediğimiz sorsanız adı fabrika olan son derece sağlıksız, iş yerlerinde çalışmak zorunda olan genç yaşta ağzında diş kalmamış insanların yüzüne nasıl bakıyorlar? Ekonomik şartlar uygun olmadığı için okuyamayan, cahil kalan cahil kaldığı içinde hayatı boyunca gün yüzü görmeyen insanlar var. Böyle insanlara mikrofon uzatılınca ülkesine bağlılığını dile getirip üstüne bir de şükrettiğin de hepimiz duygulanıyoruz da bu insanlar bu durumdan kurtulsun diye ne yapıyoruz. Kalkınmanın topyekün olması gerektiği halkın büyük bir kesimi hızla fakirleşirken kaymak tabakanın zenginliğine zenginlik katması memleketin hayrına değildir. Yokluk içindeki fakir fukaraya her fırsatta haline şükür etmeyi öğütleyen hocaların bir günde kamu görevlilerine tasarruf telkinin de bulunduğunu duyan gören var mı? Aklı ve vicdanı olan insanlar ülkemizin bu hallerini gördükçe acı çekiyor. Kendi için değil millet için üzülüyor. Bugün için değil gelecek için endişeleniyor. Siyasetçilerin samimiyetten uzak hamasi sözleri zaten azalan umutlarını yok ediyor. Düşünen okuyan bilen insanın işi gerçekten çok zor. Ülkenin borcunun nereden nereye geldiğine bakmazsan ve bilmezsen, yabancı sermayenin ülkeden kaçar gibi çıktığını görmezsen, Merkez Bankası rezervlerinin eksiye düşmesini önemsemezsen hele bir de kendini anlatılan masallara inandıra biliyorsan, sizden rahatı olmaz. Milli ve yerli diye bir söz çıktı ağızlarda sakız olana olmayana milli ve yerli. Bu sözü bu kadar tutan ve kullanan iktidara ve Millete sorasım geliyor yerli ve milli iseniz bu bankalardaki her hafta 3-5 Milyar dolar daha da artan 204 Milyar dolar kimin parası diye.