banner198
banner210

Amerikan gerilim filmlerinin efsanevi yönetmeni Alfred Hitchcock, genç sinemacılara şu tavsiyeyi vermişti; Film çekmek istiyorsanız bu bir sessiz film olsun. Hatta daha önceden çektiğiniz bir kısa filmi, filmden bir sahneyi, sessiz bir şekilde yeniden çekin. O zaman sesin anlatıma ne büyük kolaylıklar kattığını ya da yaratıcılıktan ne kadar çok şey kaybettirdiğini göreceksiniz. Bir anlamda Hitchcock, filmdeki sessizliği bir resme ve bazen de görüntüler ile yazılan bir romana benzetiyordu. Sessizlik sinema için bir ilk dönemdi ve 1895’ten 1927’ye kadarki süreci kapsıyordu. Diyaloğun olmadığı, buna karşın müziğin konuştuğu filmlerdi ve seyirciyi birbirini takip eden görüntülerden bir anlam çıkarmaya zorluyordu.

Charlie Chaplin veya daha sıklıkla bilinen ismi ile “Şarlo” (1889-1977) sessiz sinemanın bol pantolonlu, basık şapkalı ve uzun pabuçlu sakar komedyeniydi. Yarattığı karakter “The Tramp”(serseri), sürekli elinde oynattığı bastonu ve vurdumduymaz tavırlarının daha sonraki yıllarda efsanevi bir muhalifin haberciliğini yaptığını tahmin etmek hiç de kolay değildi. Charlie Chaplin 30 yaşında gelmeden kısa metrajlı 81 film yapmıştı ve bunların sadece 6 ya da 7 tanesi sesli idi. Hitler ile aynı bıyığı paylaşsa bile (Rivayet odur ki, Hitler bıyığını Charlie Chaplin’den özenerek o şekilde kesmiştir) izlemekten asla bıkmayacağımız bir figürdü. Zor bir yaşam öyküsü vardı.  Yoksulluk içindeki hayatı komediye dönüşmüş ve bu karakter tüm diktatörlere ve açgözlü zengin kesime ders verecek kadar bilgeleşmişti. Düzeni güldürerek eleştirirdi. Londra'nın fakir bölgelerinden birinde doğup büyüyen Charlie Chaplin, daha 20 yaşındayken Amerika’ya gelmiş ve en iyi filmlerini de Amerika’da yapmıştı. Bununla birlikte, hiçbir zaman Amerikan vatandaşlığına alınmadı ve bu ülkede 40 yıl yaşadıktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri’nden fiilen sınır dışı edildi. Neden olarak komünist fikirlere olan sempatisi ve siyasi hicvi gösterildi. Döneme ait filmlerinde eş zamanlı olarak Hitler’i, Stalin’i ve ABD hükümetini kızdırmıştı.  Nazi döneminde yazılan bir kitaba göre, Adolf Hitler'in ölüm listesinde Charlie Chaplin'in de adı geçiyordu. Sınır dışı edildikten sonra yaşamını İsviçre’nin Vevey kentinde sürdürdü. Yıllar sonra seksen iki yaşındayken Oscar ödülünü kazandığını öğrenip, törene katılmak için tekrar Amerika’ya geldiğinde sahnede 12 dakika boyunca ayakta alkışlandı ki, bu bir rekordu. Mütevazı konuşması, şapkasını atması, tutamaması ve yüz ifadesi ile seyirciye duygulu anlar yaşattı. Konuşması biraz tutuktu. Büyük bir çoğunluk bu tutukluğu duygusallığa bağlayabilir ama tutukluğun altında Chaplin’in son yıllarda geçirdiği küçük damar tıkanmaları da olabilirdi. Ama Chaplin kürsüden şöyle seslendi; “Beni buraya çağırarak onurlandırdığınız için çok teşekkür ederim. Hepiniz harikasınız ve güzel insanlarsınız”

Chaplin’i bugüne kadar taşıyan asıl aksiyonu, 1938’de senaryosunu yazmaya başladığı Büyük Diktatör filmiydi. Filmin ana karakteri dış görünüş açısından Hitler ile bir benzerlik gösteriyordu.  İlginç olan Chaplin ve Hitler’in ortak kader çizgileri vardı. Bir kere ikisi de Nisan 1889’da doğmuştu (Chaplin, Hitler’den sadece dört gün büyüktü) ve ikisi de yoksulluk içinde büyümüşlerdi. Biri dünyanın en ünlü, en popüler, en tanınmış komedyeni, ötekisi dünyanın en acımasız, en megaloman, en nefret edilen adamı olarak bilindi. Şarlo büyük diktatör filmi ile dünyanın bu en tehlikeli diktatörünün karşısına tek başına dikildi. 

Hollywood’da kurduğu gettoda gizlice “The Great Dictator” (Büyük Diktatör / 1940) çekimine başlandı. Hollywood stüdyoları onu desteklemedi, bu nedenle tüm finansı kendi üstlendi. Çekimleri II. Dünya Savaşı ile başladı ve film bittiğinde Naziler Fransa’yı işgal etmişlerdi bile.  Şarlo filminde çift rol üstlendi: Bunlar, Tomania diktatörü Adenoid Hynkel ve savaşta belleğini yitiren Yahudi berberdi. Berber, Hynkel’in tıpatıp kopyasıydı. O güne dek hiçbir filminde konuşmayan Şarlo ilk kez bu filmde konuştu, Şarlo için, Diktatör ilk sesli filmiydi ve ilk kez 300 sayfalık özgün bir senaryo yazmıştı. Film komedi filmi olsa da bir eleştiri ve protesto içeriyordu Film bürokrasiden ret görmedi ancak gösterime girdiğinde toplum bölündü,  seyredenlerden acımasız eleştiriler aldı. Daily News, “Chaplin’in komünist parmağıyla seyirciyi kışkırttığını” söylerken, FBI ise Chaplin’in antifaşist faaliyetleriyle ilgileniyor ve araştırmak için bir komisyon kuruyordu.

Film bir komedi olmasına karşın, akılda kalan en önemli sahnesi, kendini dünyanın efendisi olarak gören Hynkel’in dünya küresiyle dans ettiği, sahneydi. Finalde izleyicinin karşısına ne Hynkel nede Yahudi berber olarak değil, kendisi yani Charlie Chaplin olarak çıktı. Seyirciye yaptığı konuşma çok etkileyici idi ve yıllarca bu konuşma Chaplin’in büyük diktatör konuşması olarak akıllarda kaldı. Bugün bile dinlendiğinde ve okunduğunda herkesi derinden etkileyecek ve yeryüzünde güncelliğini asla yitirmeyecek konuşmanın özeti şöyleydi;

Üzgünüm!

Ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu, benim işim değil. Kimseye hükmetmek ya da boyun eğdirmek istemiyorum. Elimden gelirse, herkese yardım etmek isterim: Yahudi olan, olmayan, zenci veya beyaz… Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz; insanların doğası budur. Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Topraklar hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketli. Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz onu yitirdik. Hırs ruhumuzu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı,  önce yavaş adımlar ile hepimizi sefalete ve kana sürükledi. Sonrasında hızını arttırdı ve biz bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı, zekamızı ise katı ve acımasız yaptı.

Çok fazla düşünüyor ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeye değil, insanlığa,  zekadan çok iyilik ve anlayışa muhtacız aslında. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: “Umutsuzluğa kapılmayın. Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecektir”.

Askerler! Kendinizi vahşilere teslim etmeyin. Sizleri hakir gören ve esir edenlere, hayatlarınızı yönetmeye çalışanlara, size ne yapmanız ne düşünmeniz ne hissetmeniz gerektiğini emredenlere, hepinizi hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Bu doğa dışı adamlara, bu makine kafalı, makine kalpli adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz! Sizler hayvan da değilsiniz! İnsansınız. Ve insanlar hayatı özgür ve güzel kılacak güce sahiptir.

Haydi, demokrasi adına sahip olduğumuz bu gücümüzü kullanalım. Birleşelim! Yeni ve insanca bir dünya için birleşelim. Herkese çalışma şansı, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için birleşelim…

Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. Ama onlar yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar ve hiçbir zaman tutmayacaklar! Diktatörler sadece kendilerini özgürleştirir, insanları esarete mahkûm ederler.

Bizler yeniden, dünyayı özgürleştirmek, ulusların sınırlarını kaldırmak,  kendimizi hırstan nefretten ve hoşgörüsüzlükten arındırmak, bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya kurmak için birleşelim.

Charlie Chaplin filmlerinde ve yaşamında birbirinden farklı iki kimlik sergiledi. İdeal bir kariyer isteği yanı sıra, genç parterler ve marjinal siyasi eğilimler gibi farklı seçimleri de vardı. Dört kez evlendi.  Son eşi dışında mutlu olamadı. Büyük diktatör filmi ile aksayan kariyerini ileriki yıllarında, yeniden düzenledi ve yeni projeleri ile popülaritesini yükseltti. Chaplin,  1954’te Uluslararası Barış Ödülü, 1972 Erasmus Ödülü Onursal Akademi Ödülünü, 1975’te Kraliçe II. Elizabeth tarafından Şövalye Nişanı ödülünü aldı ve büyük güçler tarafından affedildi.

1960'ların sonlarına doğru geçirdiği sayısız felçler ile sağlığı bozulmaya başladı. Bu inme atakları onun yürümesini ve aklını zorlaştırıyordu. Epeydir tekerlekli sandalyeye mahkumdu. Charlie Chaplin 1977 yılında bir Noel günü uykuda bu dünyaya veda etti. Yaşı 88 idi ve ölüm nedeni büyük bir ihtimal ile yeni bir inme idi.  Yıllar sonra bir röportajında, Charlie Chaplin’in fotoğrafını çekmek istediğini ancak başarılı olamadığını söyleyen duayen fotoğrafçı Ara Güler, konuşmasını söyle sürdürüyordu. “Röportaj vermedi. Sonunda karısı acıyıp, yemek verdi bana. Pire gibi bir herifti Chaplin. Çok cevvaldi. Felçli olduğu için fotoğraf çektirmek istemedi. Yanlış zamanda gitmiştim yanında. Kimsenin onu öyle görmesini istemiyordu.”

Yaşamı sürprizler ile dolu olan Chaplin, gerçekte Noel'den nefret ederdi, ailesi kutlama yaparken her daim kaşlarını çatardı. Aktörün oğlu ölümünün ardından şaşkınlığını şu cümleler ile anlatıyordu “Annem her zaman eve büyük bir ağaç koyardı ve onu güzelce sarılmış hediyelerle çevrelerdik, babam ise huysuzlanır ve Noel'in ticarileştirilmesinden şikâyet ederdi. Ama ölüm onu Noel zamanı seçti”

O zamana ait kayıtlarda, inme Chaplin’in ölüm nedeni olarak biliniyor ve sanatçının bu inmeyi birçok kez geçirdiğinde bahsediliyordu. Öyleyse Chaplin’in bu inmeleri geçirmesine neden olan değiştirmediği riskleri olmalıydı. Ancak Chaplin’in hangi tip inme geçirdiği bilinmiyor ya da o günün koşullarında saptanamıyordu. Chaplin’in beyin damarları tıkanmış ya da kanamış olmalıydı ki inme hastalığı olarak tanısını almış olsun. Eğer kanama olsaydı üst üste kanama geçirme ihtimali pek mümkün olmayabilirdi, muhtemel inme tipi üst üste gerçekleşen beyin damar tıkanması olmalıydı.  Öyle ya da böyle Chaplin’in beyni yavaş yavaş düzgün çalışmasını kaybediyordu. Normalde inme belirtisi olabilecek, vücudun bir tarafının hareketsizliği, hissizliği, konuşma ve/veya anlama zorluğu, dengesizlik ve görme kaybının şiddeti ile ilgili ayrıntılı bilgiye rastlanmasa da, tek taraflı kuvvet kaybı, denge ve konuşma bozukluğu ve bellek yitimi ile ilgili ipuçlarına yazılı basında rastlanabiliyordu.  İnmeye neden risk faktörleri yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol yüksekliği,  şişmanlık, sigara ve alkol ile kalp hastalıkları olabilirdi. Chaplin sigara içiyordu. Kardeşi ile oğlu da inme geçirmişti. Stresliydi ve depresif bir yaşam tarzı vardı. Yani hem çevresel nedenler ve ruh hali hem de genetik olarak inmeye eğilimi vardı. Tütün birçok Chaplin filminde de neredeyse başrollerdeydi. Belki de en ünlü sahnesi, 1914'te bir sigarayı ateşli silahla yaktığı sahneydi. 1928'de Chaplin, eski altın sigaralar için kör tadım testi reklamlarında göründü. Gerçek hayatta ateşli silahla sigarayı yakıp yakmadığına ilişkin soruya cevap vermek zor olsada sigaranın dumanı ile ilişkisi çok fazlaydı.  Chaplin ile ilgili en bilinen diğer risk faktörü fazla miktarda ve sıklıkla içki tüketmesiydi.

Ölümü sonrası hayatı kadar trajikomik bir olay yaşandı. Mezarı soyuldu. Fidye istendi. Aile tüm güçleri ile suçluları yakalattırdı ve aynı yılın mayıs ayında hırsızlar bulunarak ceset yeniden defnedildi.

Chaplin’in yaşamı her daim devrimler ile doluydu. Ancak bu devrimlerin en önemlisi kendisinin bile şahit olamayacağı bir mucizeydi. Sessiz sinemada yanılsamaya dayalı hareketler, yıllar sonra bilim insanları tarafından bazı beyin hastalıklarında olası tedavi yöntemi olarak önerilmişti.

Dünya çapındaki bir fizik tedavi dergisinin Ocak 2021 sayısına bir Fransız araştırmacı olan Clemente Vibrac şu başlıklı araştırmasını göndermişti.

“Bir deneysel çalışma olarak, ciddi konuşma bozukluğu olan kişilerde Charlie Chaplin ve onun jestlerinin tedavide etkinliği” Çalışmanın ana konusu, inme sonrası hastanın yaşam kalitesini kötü yönde etkileyen konuşma bozukluğunun (Latince afazi olarak bilinir) tedavisinde, sessiz sinemada başroldeki aktörlerin (ki burada Charlie Chaplin’i kastediyordu) jestlerinin kullanımının tedaviye etkinliğinin saptanmasıydı. Çalışma sonrasında sonuç olarak da şu bildirilmişti. İnme sonucu afazi gelişen hastalarda sessiz filmlerin sözsüz iletişim teknikleri konuşma tedavisinde kullanılabilir.

Bir diğer benzer bilimsel çalışma ise ülkemizden geliyordu. Dr.Lokman Tanrıyakul’un “Konuşma Becerisinin Geliştirilmesinde Sessiz Filmin Etkisi: Charlie Chaplin Örneği” başlıklı yazısının içeriğini şu hipotez oluşturuyordu; Konuşma, duygu ve düşünceleri bir dilin sözcükleriyle anlatmak, sözü kullanmak ve söz söylemektir. Sağlıklı bir iletişimin vazgeçilmez unsuru olan konuşma, doğuştan gelen bir yeti olmakla birlikte, geliştirilmesi kişiye bağlıdır. Dilin geliştirilmesinde kullanılan yöntemlerden biri sessiz filmler olup, öğrencilerin hem hedef dili öğrenmesi hem de hedef kültür ile kendi kültürleri arasında bağ kurmasına yardımcı olması amaçlayan bir yöntemdir. Buradan hareketle sessiz filmler konuşma becerisine olumlu etkileri bulunan bir eğitim şekli olabilir.

Bilimsel makalelerin yayınlandığı “PUBMED” veri tabanına Charlie Chaplin adı yazıldığında karşımıza 13 uluslararası makale çıkmaktadır Bu makalelerin bir kısmı yukarıdaki örneklerde olduğu gibi konuşma ve dil öğrenimi ile ilgili iken, bir kısmı da Şarlo filmlerinin pozitif etkisinin Alzheimer ve Parkinson hastalığı olgularında yeniden öğrenmeyi arttırdığına dair ipuçları vermektedir. Çünkü bir sessiz film, dikkat, algı, bir önceki sahneyi bellekte tutma ve filmin temasını tahmin etme özellikleri ile izlenebilir ki, bunların hepsi de beynin bütün loblarının iyi çalışmasını ve iş birliğini gerektirir. 

Ne ilginçtir ki, Şarlo’nun başına gelen inme hastalığı onun yaşamını altüst ederken, kariyerini yükseklere taşıyan ve unutulmazlar arasına sokan sessiz sinema tekniği ise inmeli hastaların konuşma bozukluklarının tedavisinde bir umut olabilmekteydi.  İlhan Çamiçi’nin dediği gibi herkesin hayatla ilgili kehanetleri vardır. Şarlo bugün yaşasaydı, bilime kattıklarına ek olarak özgür ve diktatörsüz bir dünya yaratma hayalini de gerçeğe çevirmişti belki de ???

Charlie Chaplin farklı yaşamı kadar söylemleri ile unutulmazlar arasına adını yazdırmıştır.  

Örneğin;

- Hepimiz bu dünyadan geçen turistleriz.

- Yağmurda yürümeyi severim, çünkü gözyaşlarım fark edilmez.

- Hayatta en çok boşa harcanan gün, gülmediğimiz gündür gibi cümleleri ne çok şeyi kolayca anlatır.

Chaplin'in başarısı, sessiz anlam yükleyebildiği yüzünü ve jestler ile denetleyebildiği vücudunu kullanarak pek çok kişinin sözle anlatabileceklerini sözsüz ifade edebilme yeteneğinde yatıyordu. Dahası sağlığını bozan da bedenini kullanabilme yeteneğinin kaybı yani geçirdiği inmelerdi.  70. yaş gününde kendisi ile ilgi şu dizeler bugün her birimiz içinde geçerli olan önemli yüzleşmelerdir.

Kendimi gerçekten sevmeye başladığımda anladım ki

Duygusal acılar ve keder bir uyarıydı bana

Kendi gerçeğime karşı yaşadığımı anımsatan

Biliyorum

Bugün buna

Özgün olmak diyorlar.

Yaşamına, yaptıklarına, söylediklerine ve bıraktıklarına baktığımızda Charlie Chaplin akıl dolu bir beynin zaman yolculuğu idi ve mirası da çok yüklüydü.

Özgür ve duygulu günler dileği ile…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol