banner112
banner105
banner47

Sanatçı değil şarkıcıyım

Semiha Yankı kimdir? Nerede doğdunuz? Bize ailenizden ve çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

15 Ocak 1958 yılında İstanbul Mecidiyeköy'de doğdum. Akrobasi mesleğiyle uğraşan bir ailenin en küçük ferdiyim. Annem Türkiye ses birincisi Babam da çok eski ip cambazı. Benim doğduğum yıllarda akrobasi mesleğine geri dönmüşler. Yani sporcu, jimnastikçi bir ailenin en küçük kızıyım.

Müziğe nasıl başladınız? Eğitim aldınız mı ya da kimlerden ders aldınız? İlk başlangıçta hangi müzik türüne ilgi duyuyordunuz?

Akrobasi yapan bir ailenin en küçük kızıyım demiştim ya ilk soruda. Ağabeyimi akrobasi yaparken düşüp boynu kırılarak kaybettiğimiz için sahneye beni çıkardılar. O zamanlar ilkokul ve ortaokul yıllarında hep ses birincisi seçiliyordum yarışmalarda. Tabi ki ağabeyim ölünce akrobasi devam edemezdi. Beni şarkıcı olarak sahneye çıkarttılar. Müzik dalında hiçbir eğitim almadan kendim tamamen kulak dolgunluğu ile şarkı söyleyerek başladım bu işe. İlk başlangıçta her türlü müziği okuyordum. Türk Halk Müziğinden, Arabesk, Türk Hafif Müziği ve Türk Sanat Müziğine kadar her türlü müziği okudum, seçim yapmadan.

Eurovision şarkı yarışmasına nasıl seçildiniz? Sizi kim keşfetti? Genç yaşta büyük bir sorumluluk almanın stresini nasıl yönettiniz? Yarışma gününe kadar neler değişti hayatınızda? Nasıl hazırlandınız mesela? Hem kişisel olarak hem de sahne provaları olarak nasıl bir tempodaydınız?

Şarkıcılığa başladım ilk yıllarda bir gün bir yerde otururken bir kartvizit geldi bana sizinle çalışmak isteriz diye. Orhan Gencebay ve Yaşar Kekeva'nın ortak olduğu Kervan Plak’tı. Sonrasında onlarla bir anlaşma imzaladık. Benim ilk 45’lik plağım Orhan Gencebay'ın bir yüzü ''Sen de Bizdensin'' diğer yüzü ''Benim Dünyam'' isimli plaktı.  Arabesk şarkı okuturdular bana. Sonrasında arabeskin benim üzerime oturmadığını düşündüler. Yani o elbisenin benim üzerime oturmadığını görünce,  çünkü o zamanlar Mine Koşan ve Biricik vardı bu dalda. Dediler ki, Türk Hafif Müziği bir şey yapalım. ''İnim inim inledim aşkından inim inim inladim ah'' batı müziği şarkı okuttular. O şarkının söz yazarı Ülkü Aker'di. Sonra birisi gelmiş Ülkü'ye demiş ki; ''Eurovision var Türkiye'de oraya katılacağız''. ''Elinde birisi var mı şarkıcı olarak?'' diye sormuş. Ülkü'de beni tavsiye etmiş. Müracaatın kapanmasa son yarım saat kala ''Seninle Bir Dakika'' müracaata girdi ve müracaat kapandı. Daha sonra ben bunu unuttum ve Adana'ya gittim. Adana'ya bir telefon geldi beni oradan bulmuşlar Eurovizyonda 17 finalistin içinde kaldınız diye. Apar topar Adana'dan Ankara'ya geldik. Ondan sonra orkestra ile ilk tanışmam çok enteresandır. Beni kimse şarkıcı olarak görmüyor. Herkes ablamı zannediyor Semiha Yankı diye. O, 85 kişilik orkestra içinde 40 kadar keman vardı. Ben şarkı söylerken kemanların arşelerini vurup beni alkışladıklarını hatırlıyorum. Tabii yaşım çok gençti. O stresi yönetmek için nasıl bir şeydir bilmiyordum. Çünkü Eurovizyon yarışmasının ne olduğunu Türkiye bilmiyordu ki. Yani anlaşılması güç bir konuydu. Cahil cesaretiydi, çocukluk cesaretiyiydi bu. Provaları yurtdışında hep birlikte yaptık zaten Türkiye'de beraber çalıştık. Şimdi olsa dizlerim titrerdi ama 17 yaşımın vermiş olduğu delikanlılık, yeniçağlar, cahil cesareti anlamıyorsun. Ama sahneye çıktığım anda 40 derece ateşliydim. Yarışma bittikten sonra 3 puanla 19 ülke içinde 18'inci olduğumuz öğrendik.

Yarışma sonrası hayatınızda neler değişti? Çok genç yaşta böyle bir yarışmaya katılmanız hayatınıza şöhret adına neler getirdi ve neler aldı sizin hayatınızdan? Müzik ile ilgili başka yapmak istedikleriniz var mıydı etkisi ne şekilde oldu?

17 yaşında bir kızdım. Genç arkadaşlarımla sokağa çıkmak, gezmek, arkadaşlarımla bir yerlerde oturmak eğlenmek isterdim. Ya da flörtüm olsun istedim ama bunların hiçbirini ben yaşayamadım. Bir kere arkanızda bir gazeteci ordusu. O dönemlerde attığınız her adım başka türlü yazılıyor. Çantanızı karıştırıyorlar işinden resimler çıkıyor. Onlar sevgilisi mi diye yazılıyor. Benim kendi babamla resmimi çekip, ''hayatımın aşkını buldum'' diye yazdılar. Sonra sarışınlıktan kızıllığı devrettim '' kalınca saçlarını sattı'' yazdılar. Bunlar hepsi de o yaşlarda bir çocuk için çok büyük travmalardı. Genç kızlığımı doya doya yaşadığımı söyleyemem.

Semiha Yankı’nın sanatçı tarifi nedir? Ülkemizde sanata ve sanatçıya verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanatçı üreten insandır bana göre. Ben sanatçı değilim şarkıcıyım. Çünkü benim ne bestem ne söz yazmışlığım var. Ben iyi bir yorumcuyum. Yani sanatçı üreten bir şeyler ortaya koyan insan olmalı diye düşünüyorum. Kendim bir eseri yorumlarken o benim yorumumdur, yorum katarak yaparım. Sanatçılık başka türlü bir şeydir diye düşünüyorum.  Yani sanatçı öyle kolay olunmuyor.

Günümüzde yapılan şarkıları genel anlamıyla nasıl yorumlarsınız? Pop ve Fantezi adı altında yapılan şarkılar sizce ne değerde?

Bana göre şu anda çok iyi ya da farklı şarkılar üretilmiyor. Çünkü artık her şeyin dijitalleşmesi kaliteyi bozdu. Yani abuk subuk sözler yazılıyor. Eski Türk filmlerindeki gibi eski aşklar da yok. Şimdi her şey hile üstüne kurulu. Bütün dizilerde gördüğünüz gibi eski aşklarda eski şarkılarda da yok.

1975 yılından sonra Eurovision şarkı yarışmalarında genel anlamıyla neler değişti ve bu değişikliğin ülkemize etkisi nasıl oldu? Yani eser seçimi, süresi ve sahne görselliği açısından olumlu değişikliler var mı? Ve sonrasında bu değişime ülkemiz nasıl ayak uydurdu? Siz bu uyumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eurovision şarkı yarışmasının Türkiye anlamında çok önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum. Zaten yarışmalara katılmıyoruz. Bakıyorsunuz yurtdışında da bir takım şeyler değişti. Yarışmayı neredeyse zombiler kazanıyor. Zombi kıyafetli birileri abuk subuk ses tonları. Müziğin bizim ülkemizde erozyona uğradığı gibi dünyada da uğradı diye düşünüyorum. Çünkü şarkı yarışması ya, yani olumlu değişiklik olduğunu düşünmüyorum. Bence Eurovizyon'da saçmaladı

Zaman zaman sahnede TSM eserleri de okuduğunuz biliyorum. TSM bestekarları arasında sevdiğiniz bestekarlar kimlerdir?   Repertuarınızı nasıl şekillendiriyorsunuz?

Zaman zaman sadece sanat müziği eserleri olduğunuzu biliyorum demişsiniz. Evet okuyorum Türk Sanat Müziği eskiden yapılan bütün bestekarları ve söz yazarlarının hepsini seviyorum, arasından ayırt edemem. Ben repertuarıma çok sevdiğim şarkıları alıyorum, sevmediğim şarkıları ortalık yıkılsa hiç bir şekilde okumuyorum, okumayacağım, okuyamam da. Zaten sevmediğim bir şarkı yorumlama şansım yok.

Günümüzün Popüler kültürü, müziğimizi nasıl etkiledi sizce? Bu bağlamda müziğin ülkemizdeki etkisi ne şekilde oldu?

Apaçık meydanda değil mi sizce? Bence müzik adına doğru düzgün hiçbir şey yok. Kalıcı değil ki zaten üç günde şarkılar unutuluyor, yerine yenisi gelmiyor. Yazılan sözlerin içinde kalıcı anlamlar yok.

Eskişehir’e zaman zaman geldiğinizi biliyorum. Nasıl buluyorsunuz şehrimizi?

Evet zaman zaman geliyorum. Eskişehir'i çok seviyorum. Yılmaz Büyükerşen beyefendi kucaklıyorum. Çok tebrik ediyorum. Eskişehir başka türlü bir yer olmuş. Çok sevdiğim bir yerdir çok da sevdiğim dostlarım vardır. Size sevgiler yolluyorum

Bugün Semiha Yankı geriye dönüp hayatına baktığında neleri değiştirmek isterdi? Ya da yine aynısını yaşamak isterdim der miydi?

Yaşadığım süre içinde yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Eurovizyon gerekiyormuş oldu. Bu arada, tabii ki size söylemem gereken bir şey de sadece Eurovizyon değil. Ben 1976'da yılında Erovizyon yenilgisini hazmedemeyip ''Altın Orfe Festivali''ne katıldım. Bu festivalde  yabancı şarkıları en iyi temsil eden yabancı şarkıcı dalında Türkiye'ye ilk defa altın madalyayı ben getirdim. Böyle de bir başarımız var. Bunu da paylaşmak isterim. Herhalde ikinci evliliğimi yapmazdım, sadece bir tek pişmanlığım bu olabilir.


 

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol