banner8
banner47

Bu haber kez okundu.

Değil kupa bir maşrapa koyamadılar

Eskişehirspor’un yaşayan tek kurucusunuz. Eskişehirspor’un efsanesi nasıl doğdu?

1965 yılında evvel zaten ben akademideyken, akademik spor kolunu kurmuştum. 1960-1961 yıllarıydı. Orada bir bütçe vardı. Şubata kadar spora verilen parayı harcamazsan yanıyordu. Orhan hoca o zaman başkanımızdı. Bize verilen bütçeyle Akademi Gençlik diye kurduk. Sonra Eskişehir Gençlikspor’la birleşti. Akademi Gençlikspor oldu. Dönemin Futbol Fedarasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak “Eskişehir’i çok seviyoruz. Eğer iki takım daha bulursanız üç takım birleştirin sizi direkt 2. Lige alacağız” dedi. Zaten o zaman sadece 1. Lig vardı, 2. Lig yoktu daha. Bunların üstüne  kolları sıvadık rahmetli Aziz ağabey (Bolel) ve Nafiz’le (Yazıcıoğlu) beraber. Hep beraber kuralım dedik. Hatta enteresan bir hikaye oldu; Aziz ağabey ve Nafiz Eskişehirspor’u kuracağız diye para toplamaya çıktılar. Kiremit fabrikaları o zaman gözde. Bütün fabrikaları geziyorlar akşama kadar 150 lirayı anca topluyorlar. Bu durumda Aziz Bey’in morali bozuluyor. Bizi çağırdı. Bana bir mektup yazdı. Aziz Bey konuşmaz bir daktilosu vardı. Onunla yazar, gönderirdi. Yazıda diyor ki; bugün dolaştığımızda Eskişehir’in böyle bir kulübü kaldıramayacağını anladım. Ben bu işten vazgeçtim. Size de tavsiye ederim diyorum. Bu yazı üzerine Niyazi (Onal) beni aradı. Aziz ağabey kulübü kurmaktan vazgeçti dedi. Sonra gittik Nafiz’le.  Aziz Ağabeye ‘sen elin taşıyla elin kuşunu vurmaya çalışıyorsun. Vatandaş sormaz mı siz kurdunuz, siz kaç para verdiniz?’ dedik.  Bizim dememiz gerekiyor ki; “Ey, Eskişehir! Biz 10 kuruş topladık, 20 kuruşa ihtiyacımız var.” Biz bütçe katmayacağız, vatandaşa ‘para ver’ diyeceğiz. Yok böyle bir şey. Kurucu arkadaşlarla birlikte bir toplantı yaptık. Rahmetli Avukat İsmail Özdemir’in durumu zaten belliydi. Dedi ki;“2500 lira veririm, onu da senetle veririm.” Niyazi; “En az 5 bin” dedi. Ben de “ 5 bin” dedim. Nafiz; “ 10 bin” dedi. Hepsini yazdım. Aziz Ağabey’e “Sen?” dedim. Bana da “10 bin” deyince. Nafiz’in kafası attı zaten çok çabuk sinirlenirdi. “Beni sil” dedi. “5 bine in” dedi. Dedim dur bakalım sakin ol. Aziz ağabey dedim gazetelerde böyle yazmıyor.  O zamanki gazeteler Aziz Bey’in Eskişehirspor’un kuruluşu için 100 bin lira vereceğini yazıyor. Aziz ağabey de dedi ki sen şimdilik bu kadar yaz ben sonradan size takviye yaparım sonradan. Ben de itiraz ettim. “Aziz ağabey olmaz” dedim. “ilerde verilmez, şu an bir kulüp kuruyoruz. Bir şeyler vermemiz lazımdır” dedim. Sonrasında bir hesap yaptık 150 bin civarında bir transfer parasına ihtiyacımız var. Neyse al takke, ver külah. Orada on bir arkadaş transferin yüzde 50’sini biz topladık. Orhan ağabeye (Şeref Apak)  “kuruyoruz” dedik.

“Kulüpte yapılan toplantıda Nafiz Yazıcıoğlu’da o yıl Fransa Kupasını kazanan Rennes futbol takımının bir derginin ön kapağındaki sevinç fotoğraflarını gösterdi. Odadaki herkes o dergideki siyah-kırmızı renklerin uyumuna, başarıyı bu renklerle yaşayacağına inandı.”

Akademi Gençlik, İdman Yurdu ve Yıldıztepe kulüpleri birleştirerek, Eskişehirspor’u kurduk. Kulüpte yapılan toplantıda Nafiz Yazıcıoğlu’da o yıl Fransa Kupasını kazanan Rennes futbol takımının bir derginin ön kapağındaki sevinç fotoğraflarını gösterdi. Odadaki herkes o dergideki siyah-kırmızı renklerin uyumuna, başarıyı bu renklerle yaşayacağına inandı. ES ES’in renklerinin Siyah Kırmızı olması oybirliği ile kabul edilir. Bizim Akademide çocuklar vardı. Fethi, İsmail, Ayhan bunlarla bir takım yaptık. Fethi’yle Nihat’a 12 bin 500 lira verdik. 5 bin İsmail, 5 bin Kamuran. 170 bine transferi bitirdik. Takım bir süre iyi gittik sonra Hakkı’yı bulduk. Vefa’dan 5 bin liraya onu da transfer ettik. Kaleye geçirdik Hakkı’yı. Bir baktık Play-off’a kaldık. Ligin başında Beyoğluspor’a 5 tane attık. Öyle olunca moralimiz iyice yükseldi tabii. Bursa’nın başındaki vatandaş merkez hakem kurulunda başkan vekiliydi. Aynı zamanda onla da mücadele ediyoruz. Bursa bizi ciddiye almıyordu. Bursa’yı 3-1 yenince her şey değişti. O maç da tarihi bir maçtır. 5 bin kişi kadar bizden de taraftar vardı. Açık tribünün yarısı bizim taraftar yarısı da Bursalıların. Yan tarafta kapalı tribünün inşaatı var. Bursalılar oradaki taşları bizim taraftarlarımıza attılar. Neyse biz maçı 3-1 aldık. Kıyamet koptu. Kavga gürültüden soyunma odasına giremiyorum. Neyse girdik bir şekilde ben çocukları odaya soktum kapıda durdum. Jandarma Komutanı geldi; ‘çocukları bizim güvenliğimiz altında sahaya alacağız” dedi.  Ben de dedim ki bu kadar olay olurken sen neredeydin Komutan? Ben sana nasıl güvenebilirim şimdi? Kapıyı kilitledim çocukları çıkarmadım. Arkada bir kapı buldum, bir açtım dışarıya açılıyor. Çıktık oradan, geldik. Eskişehir’de yer yerinden oynamış. Yolda lokantalar var. Sadece sahanda yumurta yapıyor. Millet maç sonrasında oradan yemek yiyor. Yediği yemeğe maç esnasında yaşadığı olaylardan dolayı başı kanamış, yemeğine kanı damlıyor. Ama farkında değiller. Böyle coşkulu bir şekilde geldik. Tepebaşı’ndan Orduevi meydanına kadar 2,5 saatte geldik. İşte böyle bir coşkuyla başladık.

 Böyle efsane kadro bir daha kurulabilir mi?

Mümkün değil. Bu kadro şu an bir araya gelse, şampiyon oluruz. Bu kadar anlaşmış, bu kadar düzgün bir kadro zaten bizim o başarılarımızın nedeni. Futbolda üç kural vardır. Yönetimde istikrar, futbolcularda istikrar, teknikte istikrar. 10 sene hemen hemen aynı idari kadroyla gittik. Bu 10 sene boyunca bütün teknik kadro bana bağlıydı. Teknik as başkandım bana kimse karışmadı. Soyunma odasına dahi hiçbir yönetici girmezdi. Kulüp Başkanı Murat İnce o kadar kibar bir adamdı ki bir gün benden rica ederek oyuncuların yanına girip çıkmak istedi. Bunu söyleyen kulüp başkanı. Aynı zamanda görünmeyen bir kahramanda Abdullah Matay’dır. Takım kurulduğunda hem antrenör hem futbolcuydu. Sol açık oynuyordu. Sonra Gegiç geldi. Onun baş yardımcısıydı.  Bu esnada biz de eski futbolcularımızı da geri aldık. Mesela Gençlerbirliği’nden Faik’i geri aldık. Ankaragücü’nden sarı Doğan’ı aldık. Süreyya Beşiktaş’ta oynuyordu hepsini aldık. Böyle güçlü bir istikrarla başarı sağladık. Küme düşen takımların çoğunda bir senede üç teknik direktör değiştiriyor. Merhum Yalçın Kılıçoğlu’nun da çok desteği oldu. Yalçın bana toplantıya girerken ‘Aziz bey ne verirse sen bana 2 mislini yaz’ dedi. Ben de yazdım. Kuruluşunda kendisinin de büyük emeği vardır. Sonra Abdullah Gegiç’i getirmemizde desteği oldu. Fenerbahçe’den kovulan Gegiç kendini ispat etmek istiyordu. Bizde ondan yararlandık. ‘Gel burada ispat et’ dedik. Çok enteresan çalışma yöntemi vardı. Şeker fabrikasının parkından izin almıştık orada antrenman yapıyordu. Mukavemet antrenmanları yaptırıyordu.

“Rahmetli Selami Vardar hariç hiçbir belediye başkanı kulübe yardım etmek istemedi. Belediyeler yardım etmezse şehir kulüplerinin yaşaması çok zor.”

Sizinle yedi yıl önce yaptığım röportajda  “Oynat Uğur’cum olsaydı kesin şampiyon olurduk” demiştiniz. Hakemlerden dolayı kaç şampiyonluk kaybettik?

O zamanlar televizyon yok tabii, “Oynat Uğur’cuğum” yok. Hakemler de büyük kulübü tutmak zorunda çünkü merkez hakem kurulu onların kurul üyelerinden oluşuyor. Tutmazsan maça vermiyorlar. Mesela tam şampiyon olacağımız sene Göztepe’ye gittik. Orada 1-0 yenildik.  Gol hem ofsayttı hem de fauldü. Yani şampiyonluğu böyle kaçırdık. Televizyon yoktu, hatalar verilemiyordu ki. En az iki şampiyonluğumuz böyle çalındı. Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık kupası aldık. Bir tek şampiyonluk kupası alamadık. Halbuki diğerleri hep var. Hepsi benim zamanımda alındı. Ondan sonra başkan oldum 84-90 arası. O zaman da Özal’dan Başbakanlık kupasını aldık. Bizden sonra gelenler bırakın kupayı,  kulübe bir tane maşrapa koyamadı. Kimseyi suçlamak istemiyorum. Ama bazen geçmişe dil uzatıyorlar. O zaman konuşmak zorunda kalıyorum. “Geçmişini bilmeyen kulüplerin gelecekleri olmaz.” Bizim mazimiz şanla şerefle doludur. İstanbul’a giderdik, vefayla uğurlanıyorduk. Bizi seyretmeye gelirlerdi iyi futbol oynuyoruz diye. Göztepe ile maçlarımız çok renkli olurdu. Çünkü iki takımda çok güzel futbol oynardı.

33 yaşında Futbol Federasyonu Milli Takımlar Sorumlusu oldunuz. Bunu nasıl başardınız?

Tam 33 yaşındayken Federasyon Başkanı Orhan abi (Şeref Apak) çağırdı. Birkaç yönetim kurulu başkanı da işi tamamen bana bıraktı. Eskişehirspor’da o başarılar gösterilince Milli Takımda da başarılı olur diye düşündüler. Bizde hazırladık, güzel bir milli takım ortaya çıkardık.  Fethi’yi milli takımda ilk ben oynattım. Fethi çok başarılı bir futbolcuydu ama milli takımda tutuk kaldı. Bir ara Polonya’ya karşı çıkardığımız milli takımı ben Eskişehirspor üzerinden kurdum. Yani Eskişehirspor’dan 6 oyuncuyu milli takıma çıkardık. 5 oyuncuyu da diğer takımlardan aldık. 1970’te milli takım yönettim. 1975’te federasyona aldılar. Orada profesyonel bölüm başkanlığı yaptım. Federasyon Başkan Yardımcılığı yaptım. Milliyet Gazetesi’nde 30 sene yazdım. İstediğim maça gidiyordum. Ben bunu yazarım diyordum. Daha çok Avrupa kupası, milli maçlar bu şekilde yazardım. Spor yazarlığımda Hürriyet’te başladı tesadüfen. Doğan Koloğlu ile beraber Kiev’de milli maçı izliyoruz. Maç esnasında bana “Hürriyet’te yazar mısın?” dedi. Ben de yazmaya başladım. Daha sonradan Milliyet’te neden yazmıyorsun dediler. Yazarım dedim o tarafa geçtim. Mesela Almanya’da bir maç var. Giderim yazarım diyordum. Gazetede tamam diyordu muhabir göndermekten kurtuluyordu. Sonra Milliyet’teki muhabirler bana kızmaya başladılar. Daha sonrada ‘ben yazmayacağım muhabir arkadaşlara ayıp oluyor’ dedim.

Eskişehirspor Anadolu’daki en çok sevilen takım. Bu sevginin sebebi nedir?

1965-1970 tarihleri arasında maç hasılatlarını eşit dağıtılırdı.. Hangi takım hangi saha olursa olsun yenerse hasılatın %60’ını alırdı.. Yenilen takıma %40 alırdı. Beraber kalınırsa %50- %50 alınırdı. Galatasaray Başkanı Suphi Batur bir gün otururken elini masaya vurarak; ‘bu Anadolu takımlarını ne kadar sırtımızda taşıyacağız’ dedi. Elini tuttum Suphi ağabey dedim. Kafamıza vurur gibi vurma. Ne zaman bırakırsın biliyor musun dedim. Devlet hepimize eşit muamele gösterinceye kadar bizi sırtınızda taşımaya mecbursunuz. Kullandığınız sahalar devletin sahası. Biz de devletin takımlarıyız. O zamanlar 10 bin kişilik sahalarda oynuyorduk. Avrupa kupası maçlarına katılırdık. İstanbul takımları hep para kaldırırdı. Biz hep para kaybettik. Nedeni de şuydu; Avrupa kupaları hep Çarşamba günü oynanırdı. Çarşamba günü Eskişehir’in köylü pazarıydı. Işıklandırmamız yoktu. Mecburen gündüz oynuyorduk. Esnaf gelemiyordu. Bu yüzden epey zarar ettik. Bunun içinde farklı formüller geliştirdim.

“Ben Kulübü UEFA Kupasına sokacağım. İlk turda da bir İspanyol takımını çekeceğim” dedim. Celal Sölpük; “Amma hayalperestsin” dedi. Ben de; “Eğer sokarsam uçak paralarını senden alacağım” dedim.

Eskişehirspor’un Avrupa kupalarına katılmasını da siz sağladınız. Bu olayı anlatır mısınız?

UEFA kupasına hep fuar şehirleri gidiyor. Hep Altay ve  Göztepe ülkeyi temsil ediyor. Biz ikinci veya üçüncü oluyoruz. Altay 13’ncü oluyor.  Altay gidebiliyor biz gidemiyoruz.  O zamanlar yazışma işleriyle de ben ilgileniyorum. Elime bir yazı geçti. UEFA Kupasını katılacak takım için bizi tarif ediyor. Baktım Altay on birinci olmuş. Orhan ağabeye yazıyı götürdüm. İzmir takımlarını seviyor olabilirsin fakat bizim hakkımız yeniyor. Ben bu yazıyı gazeteye vereceğim dedim. Yok verme dedi ben ikinizi de yazayım. Siz ne yaparsanız yapın dedi. UEFA’ya İki şehri birden yazdı

Sonra Kulüp Başkanı Celal Sölpük ağabeyin yanına gittim. UEFA’nın toplantısı olduğunu söyledim. Oraya gitmem gerektiğini belirttim. Yapma Aydın bizi almazlar dedi. “Abi ben kendi cebimden gideceğim kulübe masraf yapmıyorum.  Ben Kulübü UEFA Kupasına sokacağım. İlk turda da bir İspanyol takımını çekeceğim” dedim. Sölpük; “Amma hayalperestsin” dedi. Ben de; “Eğer sokarsam uçak paralarını senden alacağım” dedim. Zürih’e gittim. Zürih’in THY’de ki müdürü benim arkadaşımdı. Kendisinden rica ettim UEFA’nın Genel Sekreterinden randevu aldırdım. Gittim Genel Sekreterle görüştüm, takımı anlattım. Bizi almanız lazım dedim. Genel Sekretere Avrupa takımlarıyla yaptığımız milli takım maçlarını anlattım. Genel Sekreterde “Federasyonun sizi yazması lazım, biz sizin gibi takımları istiyoruz” dedi. Sonrasında listeler belli oldu. Altay adına kulis yapan birisinin telefonla Mazhar Zorlu’yla yaptığı konuşmaya kulak misafiri oldum. Altay’ın UEFA kupasına alındığını, Eskişehirspor’un dışarıda kaldığını söylüyordu. Hatta ES ES’i kendisinin aldırmadığını söylüyordu. UEFA kupasına katılacak takımların listesi açıklandı. Bir baktım bizim takımın ismi yazıyor. Altay’a baktım. Altay’ın ismi yok. Altay’ın temsilcisi toplantıda söz aldı dedi ki “Türkiye’nin nüfusu 55 milyon, Hollanda’nın 5 milyon oradan 2 takım alıyorsunuz, bizden 1 takım alıyorsunuz. Adil değil” demeye getirdi. UEFA Genel Sekreteri, kupaya katılan 64 takımın temsilcilerine ‘Altay girmesi için turnuvadan çekilmek isteyen var mı’ diye sordu. Tabi ki kimse çekilmedi. Altaylıya “I’m sorry” dediler. Neyse kuraya geçtik. Bir asıldım; Sevilla çıktı. Uçuyorum sevinçten. Kuradan sonra takımlar tanışsınlar diye bir kokteyl oldu. Bir otelin terasındaydık. O arada TRT’nin, Milliyet’in parası yok muhabir gönderemiyorlar. ‘Kura neticelerini öğrenince bizi arar mısınız’ diye benden rica ettiler. Orada müdür gibi bir adam vardı. Kendisinden rica ettim. Türkiye’yi ödemeli arayacağım bana yardımcı olur musunuz dedim. O sırada da bir kız kutu içerisinde puroyla geziyor. Ben de bir tane aldım. Bir deneyeyim dedim. Ayaktaydım. İki tane çektim tüm dünya dönmeye başladı. Sandalyeye oturdum. Devamını getiremedim puronun söndürdüm cebime koydum. Puroyla tanışma hikayem de böyledir. Bu arada telefonlar bağlandı Türkiye’yle konuştum ama ne konuştuğumu hatırlamıyorum. UEFA kupasına takımı sokmanın gururunu, keyfini puroyla kutladım. Sonrasında uzun yıllar devam ettim puroya. Ama bu Korona’da bıraktım. İyi de oldu.

Eskişehirspor kurulmadan önce bir takım tutuyor muydunuz?

Işıkspor Kulübü vardı bizim. O takımda lisansımı aldım. Orada oynuyordum. Basketbol sahası vardı. Sağ bek, sağ açık gibi oynuyordum. Bir gün çim saha yeni yeni oluşuyor. Şekerspor’la maçı var Işıkspor’un. İlk defa orda çıktım maça kaleci olarak. Hayatımda kaleci olmamışım. İki gün antrenman yaptım maç öncesinde. O zamanlar maçlarda Işıkspor Şeker’e hep 6-7 tane golle mağlup oluyormuş. Ben oynadığımda 4 gol yedim. Beni başarılı buldular.

“ES ES’in şu an bu hale gelmesinin sebebi eski Başkan Mesut Hoşcan’dır. Kimseyi dinlemedi. Alma satmada kimseye danışmadı. Yöneticilik ayrı bir şeydir. Mesut kardeşim bu kulübün ipini çekti.”

Eskişehirspor bugün neden bu halde?

Bu hale gelmesinin sebeplerinden biri; muhalif milletvekillerinden muhalif belediye başkanlarından iktidardaki milletvekillerine kadar hiç birinden nasibimizi alamadık. Rahmetli Selami Vardar hariç hiçbir belediye başkanı kulübe yardım etmek istemedi. Belediyeler yardım etmezse şehir kulüplerinin yaşaması çok zor. Bir yardım işi olsa hep aynı insanlar yardım ediyor. Bizim taraftarımız çok büyük avantaj. Bugün hangi ligde oynarsak oynayalım 20 bin kişi gelebiliyor maça. Yeter ki takım iddialı olsun. Şu an bu hale gelmesinin sebebi eski Başkan Mesut Hoşcan’dır. Kimseyi dinlemedi. Alma satmada kimseye danışmadı. Yöneticilik ayrı bir şeydir. Mesut kardeşim bu kulübün ipini çekti. Takım biraz iyi oynasa alacaklı olanlar hemen tehdide başlıyorlar. Küme düşürürüm diyorlar.

“Şu anda Eskişehir’de hiçbir baba yiğidin parası Eskişehir’i kurtarmaya yetmez.  80 -90 milyon lira toplu bir paraya ihtiyaç var.”

Yani işin özü kulüp bitti. Bizim artık bir ‘B planı’ yapmamız lazım. Benim ‘B planım’ şuydu. Bal liginde bir akademinin takımı vardı. Bal liginin üniversite takımını alacaktık. Onlara futbolcu takviyesi yapacaktık. Bu kulüp üzerinden gidecektik. Eskişehirspor’un batması lazım. O borç başka türlü ödenmez. Ödemediğin sürece de her ay 6 puan silme, her ay küme düşürme durumu söz konusu oluyor. “Küllerimizden doğarız, birbirimize yeteriz” yok böyle havalı laflar. Doğamazsın, yetemezsin.  Şu anda Eskişehir’de hiçbir baba yiğidin parası Eskişehir’i kurtarmaya yetmez.  80 -90 milyon lira toplu bir paraya ihtiyaç var. Transfer yasağı kalkacak. Uygun oyuncu alacaksın. Bunlar çok zor yollar. Böyle bir adam ben Eskişehir’de göremiyorum.

“Üzülerek söylüyorum Eskişehirspor bitti. Bunun ayıp bir tarafı yok. 1960’ta oğlum oldu. 1964’te kızım oldu. 1965’te kulübü kurduk. Aile ferdim gibi yani. 58 senedir profesyonel futbol hayatının içindeyim. Buna inanarak söylüyorum bu ayıp değil bal liginden başlamamız lazım.”

ETİ sağ olsun her zaman destekçimiz. Eskişehirspor’a yönetici olacak hevesli kaliteli arkadaşları darılttılar. Klavye delikanlıları var. Twitter’da yaza yaza herkesin elini ayağını çektirdiler. Eski yöneticilerle konuşuyorum ‘bana dokunmayın’ diyorlar. Şöyle de bir durum var bizim hala bir gücümüz var o da taraftar gücü. 3. Lig’de de olsak, 4. Lig’de de olsak en kötü 10 bin kişiyle oynarız. Yeter ki iddialı olalım. Tüm korkum o taraftarı kaybetmek. O taraftarı kaybetmezsek yol alırız.  Üzülerek söylüyorum Eskişehirspor bitti. Bunun ayıp bir tarafı yok. Eskişehir’i benim kadar sevende yoktur. 1960’ta oğlum oldu. 1964’te kızım oldu. 1965’te kulübü kurduk. Aile ferdim gibi yani. 58 senedir profesyonel futbol hayatının içindeyim. Buna inanarak söylüyorum bu ayıp değil BAL’dan başlamamız lazım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol