Bilirsiniz şöyle bir söz vardır: ‘’İyilik yap denize at, balık bilmezse Halık bilir.’’ Bu anlamlı söz aslında yapılan bir iyiliğin dışsal bir onaylanma halinden değil daha çok içsel bir huzur vermesi açısından önemini vurgular.

Bu dünyanın geçiciliğine inanan her insan öldükten sonra ardımızda kalacak ve adımızı yaşatacak ‘’iyiliklerin’’ hem dünyamızda hem de ahiretimizde faydası olacağına inanmıştır. Yalnızca insanlar için yapılan iyilikler değil elbette. Dünya üzerinde insana muhtaç her canlıya yardım için bu durum geçerlidir. Çünkü her daim inandığımız bir söz vardır ki: ‘’iyilik yapmanın zevkini iyilik yapılandan çok iyilik yapan bilir…’’

Osmanlı’da da bu düşünceye uygun olarak uygulanan , ‘’alan el veren eli görmemeli’’ inancı ile ortaya çıkmış ‘’zimem defteri geleneği’’ vardır. Zimemin kelime anlamı ‘’borçlar ve yükümlülükler’’dir. Arapça bir kelimedir. Ancak uygulamada kendi kültürümüze ait bir yardımlaşma biçimi halini almıştır.

Özellikle Ramazan ayında varlıklı kişiler bilmediği bir semtte tanımadığı bir bakkala tebdil-i kıyafet gider, şimdilerde veresiye o zamanlarda ise ‘’zimem’’ denilen defterlerden rastgele bir ya da birkaç sayfa koparır, ismi yazılı olan kişi ya da kişilerin bakkala olan tüm borcunu öderdi. Borcu ödeyecek kişi kimliğinin bilinmesini istemezdi. Borcu ödenen kişi de yardım eden kişinin kim olduğunu asla bilmezdi. Böylece toplumda görünmez bir dayanışma ortamı oluşurdu.

Son yazılarımızda Osmanlı kültürü ağırlıklı yazılar yazdığımız için daha çok Osmanlı’dan bahsetsek de ‘’yardımlaşma kültürü’’ bizlere Türklerin Orta Asya Tarihinden miras kalmış bir adet aslında. Orta Asya’da Türklerin yaşam biçimleri de genel olarak birlik beraberlik, kardeşlik, eşitlik, adalet, işbirliği temaları üzerine kuruludur. Ve İslam diniyle birlikte bu özelliğimiz perçinlenmiştir. Ve daha da ileri gidilerek bu fikir kurumsallaşmış, vakıf hizmetlerine dönüştürülmüştür. Vakıflar aracılığıyla da insana, doğaya, canlılara hizmet etme imkanı bulunmuştur.

Günümüzde de elbette ki kültürel kodlarımızda yazılı bu infak ve yardımlaşma kültürü devam etmektedir. Örneğin; son günlerde sosyal medyada zaman zaman rastladığımız 90’lı yılların önemli sanatçılarından biri olan Çelik Erişçi beyefendininde ‘’zimem defteri geleneği’’ni yaşattığına şahit olabiliyoruz. Kendisi de tıpkı Osmanlı Döneminde olduğu gibi Türkiye’de belirli şehirlere gidip, özellikle ekonomik zorluklar yaşayan mahallerdeki bakkallarda halkın borçlarını ödüyor. Aslında yaptığı şey çoğu insana örnek olabilecek nitelikte ve kadim kültürümüzün bir geleneğini yaşatıyor olması bakımından da takdir edilesi bir durum…