banner112
banner105

Eskiden gemicilikte fareler oldukça fazla baş ağrıtırmış. Kilere girip yiyecekleri talan ettikleri gibi ahşap gemileri kemirir ve geminin su almasına dahi yol açarlarmış. Özellikle İngiliz gemiciler bunun çözümü olarak önce bir fare yakalamışlar. Bir kafesin veya teneke kutunun içine koyup üstünü kapatıp, fareyi günlerce ışıksız ve aç bırakmışlar. Sonra yanına küçük bir fare koyarlarmış. Kendi türünü yemeği öğretmek için sürekli bu tekrarlanırmış. Sonra günü geldiğinde yamyamlaşan fare geminin içine bırakılır ve gemideki farelerden böylece kurtulurlarmış. Dünyaya dönüp bakın ve yamyam fareleri görmeye çalışın; bir türün yamyam olması için sadece aç bırakılması gerekmez, ona bir düşünceyi de radikal bir şekilde empoze edip diğer düşüncelerin içine salarak insanlığa, insana ait güzel düşünceleri bu yamyam düşüncelerin yok etmesini sağlayabilirsiniz. Normal insanlar ‘Yahu bu insanlar neden birbirini boğazlar, neden kafa keserler, nasıl bu kadar kötülük yaparlar’ diye tuhaf tuhaf sorular sorar. Ailede, okulda, cemaatlerde, vakıflarda; kendileri gibi düşünmeyen, teni kendisinden farklı olan, kendi dini veya mezhebinden olmayan insanlara karşı ‘kindar’ yetiştirilen nesillerin yamyamlaşan farelerden hiçbir farkı yoktur. Tüm Dünya bu kötülükleri ve kötülük yapan insanları yok etmek istiyorsa; çocuklara küçük yaşlarda insan, doğa, hayvan sevgisi aşılamalıdır. İnsanlar, Yunus Emre’nin ‘Yaratılanı severim yaratandan ötürü" sözünde olduğu gibi hiçbir ayrım yapmadan tüm yaratılanları sevmelidir…

////////////////////////////////////

Kökü Hayli Derinde Olmalı

Diş hekimi zor bir hastayla karşı karşıyadır. Hastanın müthiş ağrıyan neredeyse tümüyle çürümüş bir dişi vardır ve çekilmesi gerekmektedir. Ne var ki pensi gören hasta kilitlenip kalmakta, ağzını bir türlü açmamaktadır. Hastasıyla uğraşmaktan yorgun düşen diş hekimi asistanını dışarı çağırır. Eline bir iğne almasını ve kendisi pensi hastanın ağzına tam yaklaştırdığında iğneyi hastanın kaba etine sertçe batırmasını söyler. Operasyon başladığında asistan hazırdır. İğneyi adamın kabasına sertçe batırır. Adam iğnenin acısıyla “aaay!” diyerek ağzını açar. Bu arada diş hekimi hedefe ulaşmış, dişi yakalamıştır. Diş çekilir, adam rahatlar. Mutlu bir yüzle diş hekimine gülümserken, diş hekimi ona çektiği dişi gösterir. Adam dişe şöyle bir bakar ve şöyle der: “Küçücük bir diş bu. Ama kökü ne kadar derinmiş. Acısını ta kaba etimde hissettim.” Tank Palet’ten başlayarak ülkenin toprakları, fabrikaları, şirketleri,  bankaları, borsası, limanları, yalıları ve Cumhuriyetin kazanımları birer birer Katarlılara satılıyor. Ülkemizde ‘korku imparatorluğu’ olduğu için; kimse bunların neden hep Katarlılara satıldığını soramıyor? Anlaşılan ülkemizi yönetenlerin Katar aşklarının kökleri de hayli derinde olmalı…

////////////////////////////////////

NOSTALJİ

KIR’AT EFSANESİ TERLİKÇİ VASFİ

Yıl:1993. Yer dönemin İl Gençlik Spor Müdürü Erdoğan Yeşilcan’ın evi. 27 yıl önce ilimize gelen TBMM Başkanı ve Eskişehir Milletvekili Hüsamettin Cindoruk merhum Süleyman Demirel’in Eskişehir’de en çok güvendiği isim olan Terlikçi Vasfi’yi damadının evinde ziyaret ediyor. Tarihi fotoğrafta partinin önemli isimlerinden aynı zamanda Eskişehir Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) Başkanı Orhan Kesikoğlu, dönemin Eskişehir Valisi Ali Fuat Güven, Emniyet Müdürü İsmail Taşkafa, Erdoğan Yeşilcan, eşi Yıldız Yeşilcan ve oğlu Toygan Yeşilcan yer alıyor. Peki Demirel Terlikçi Vasfi’yi neden bu kadar çok seviyordu? Eskişehir ile ilgili karar alırken neden ona danışıyordu? Rahmetli Önder Baloğlu yedi yıl önce yazdığı yazıda; “Yıl 1965...Adalet Partisi Genel Başkanlığı’na adaylığını koyuyor Süleyman Demirel... Eskişehir’den 24 delege gidiyor ve kaldığı otelde ziyaret ediyor... Sözcü diyor ki: ‘Bizler sizi oy birliği ile destekliyoruz...’ Demirel, şöyle bir el işareti yapıyor: ‘Getirin şu Eskişehir’in dosyasını...’ der demez, rahmetli Terlikçi Vasfi ayağa kalkıp.. ‘Ne dosyası len’ diyor: ‘Hepimiz yanındayız dedik ya!’ O anda otel odası birden sessizliğe bürünüyor… Öyle ya! Demirel’e böylesine seslenen kişi kim olabilirdi? Bunu en çok merak eden de doğal olarak Süleyman Bey’di... Toplantıdan sonra araştırdı ve öyle bir dost oldular ki, tarihe örnektir...” Kır’at Efsanesi olan Terlikçi Vasfi bu ziyaretten dört yıl sonra 2 Ekim 1997 tarihinde vefat etti. 1991-1995 yılları arasında ülkenin başında DYP-SHP Koalisyon Hükümeti vardı. Bu dönemde TBMM Başkanlığı yapan Cindoruk seçimden önce kent halkına verdiği sözü tutarak, Eskişehir’i Büyükşehir yaptı.

////////////////////////////////////

FOTO ŞAKA

Katar Emiri Şeyh Temim Bin Hamad Al Sani: Sayın Erdoğan, uçakla Ankara’ya süzülürken; dev bir beyaz saray gördüm. ‘Keşke benim olsa’ dedim.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: İstanbul’da onca saraylar, yalılar aldı, doymamış. Gözünü benim sarayıma dikmiş. En iyisi bu emirle bir daha Ankara’da falan görüşmeyelim, maazallah sarayımdan falan olurum.

////////////////////////////////////

UNUTULMAZ REPLİKLER

“Dünya, ‘Daha fazla veremeyeceğim ve verecek bir şeyim kalmadı’ diyene kadar insan durmadan almayı sürdürecek.” Apocalypto / Apokalipto

////////////////////////////////////

ÇİVİ

“Vatana ihanetin nedeni olmaz; er ya da geç bedeli olur.” Mustafa Kemal Atatürk

////////////////////////////////////

FIKRA

CUMA GÜNÜ ELLEMEZLER

Adamın biri cuma günü ölmüş ve gömmüşler. Oğlu hocaya gitmiş ve "babam Cuma günü öldü öbür tarafta nasıl karşılanır?" diye sormuş. Hocada sormuş
"Namaz kılar mıydı?"
"Hayır! Ama Cuma günü öldü."
"Kumarı içkisi var mıydı?"
"Vardı ama Cuma günü öldü."
"Yalan söyler miydi?"
"Evet ama Cuma günü öldü"
"Hovardalığı var mıydı?"
"Evet ama Cuma günü öldü"

Hoca sonunda sinirlenmiş ve
"Cuma günü ellemezler ama Cumartesi gerekenleri yaparlar" demiş.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol