Bindik bir alemete… Gidiyoruz kıyamete… Eskiden bu söz söylenince millet gülerdi. Bir türkü gibi söylenirdi. Biraz dalga, biraz kader, biraz hayat yorgunluğu… Şimdi insanlar birbirine bakıyor: “Harbiden gidiyoruz galiba…” diye.
Çünkü artık mesele sadece ekonomi değil.
Mesele sadece zam da değil.
Mesele memleketin ayarlarının bozulması.
Bir ülkede insanlar sabah uyandığında;
“Bugün acaba kimi görevden alırlar?”
“Bugün hangi kurum tartışmaya açılır?”
“Bugün hangi seçimin iradesi yok sayılır?”
diye düşünüyorsa…
İşte kıyamet biraz da budur.
Bakın bugün millete yeni bir kelime öğrettiler:
“Mutlak butlan.”
Normalde hukuk fakültesi kitaplarında duran,
kahvede kimsenin konuşmadığı bir kavram…
Şimdi memleketin tam ortasına bıraktılar.
Nedir mutlak butlan?
“Yok hükmünde saymak.”
Yani halkın verdiği iradeyi,
sandığı,
seçimi,
tercihi…
beğenmezsen “yok” saymak.
İnsan şimdi korkuyor.
Çünkü mesele artık bir parti meselesi değil.
Bugün ona uygulanır,
yarın sana.
Bugün “bizden değil” diye alkışlanan şey,
yarın herkesin kapısını çalar.
Demokrasi dediğin şey;
sadece kazanınca sevilecek bir şey değildir.
Kaybedince de saygı duyulursa adı demokrasi olur.
Ama biz ne hale geldik?
Pazarda limon tane hesabı…
Markette çocukla göz göze gelince yaşanan mahcubiyet…
Gençlerde valiz hazırlığı…
Emeklilerde ay sonu korkusu…
Bir de üstüne siyaset öyle bir dil kurdu ki,
herkes birbirine düşman gibi.
Kimse kimseyi dinlemiyor.
Herkes bağırıyor.
En çok bağıran haklı sanılıyor.
Televizyon başka ülke anlatıyor,
sokak başka.
Televizyonlarda bolluk var…
Ama pazarda file yarım,
mutfakta yangın tam.
İnsanlar artık geçim derdini konuşurken bile sesini kısıyor.
Çünkü memlekette yavaş yavaş başka bir korku büyüyor:
“Konuşursam başıma iş gelir mi?” korkusu.
Oysa Cumhuriyet dediğin şey,
insanın korkmadan konuşabildiği rejimin adıdır.
Cumhuriyet;
bir kişinin değil,
bir milletin söz sahibi olmasıdır.
Sandığın kıymeti de buradan gelir zaten.
Çünkü demokrasi sadece oy vermek değildir.
Demokrasi;
o oyun sonucuna herkesin saygı duymasıdır.
Senin oyun kıymetliyse benimki de kıymetlidir.
Senin seçtiğin makam meşruysa benim seçtiğim de meşrudur.
Yoksa seçim dediğin şey sadece formaliteye döner.
Cumhuriyetin en büyük gücü nedir biliyor musunuz?
Garibanın da söz hakkı olmasıdır.
Bir çiftçinin…
Bir işçinin…
Bir emeklinin…
Bir öğrencinin…
Bu ülkenin sahibi olduğunu hissedebilmesidir.
Çünkü Cumhuriyet sarayın değil, milletin rejimidir.
Onun için demokrasiye yapılan her müdahale,
sadece bir partiye yapılmış olmaz.
Cumhuriyetin kolonlarına vurulmuş olur.
Bugün hukuk eğilip bükülürse,
yarın kimsenin güvencesi kalmaz.
Bugün sandığın iradesi tartışılırsa,
yarın milletin umudu tartışılır.
Ve umut kaybolursa…
işte o zaman ülke gerçekten yorulur.
Bakın bu memleket çok şey gördü.
Darbeler gördü.
Yasaklar gördü.
Yokluk gördü.
Kriz gördü.
Ama her seferinde ayağa kalkmasının bir sebebi vardı:
Milletin içinde hâlâ Cumhuriyete dair bir inanç vardı.
Çünkü bu ülkenin mayasında bağımsızlık var.
Bu ülkenin ruhunda
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü var.
Şimdi mesele tam da budur işte.
Cumhuriyeti sadece bayramlarda hatırlarsak,
demokrasiyi sadece işimize geldiğinde savunursak…
yarın elimizde ne bayram kalır,
ne demokrasi.
O yüzden mesele artık parti meselesi değildir dayı.
Mesele;
çocuğun yarın özgür yaşayabilecek mi?
Mesele;
bu ülkede hâlâ hak, hukuk, adalet kaldı mı?
Mesele;
insanların birbirine düşman edilmeden aynı sofraya oturup oturamayacağıdır.
Çünkü Cumhuriyet dediğin şey sadece bir yönetim biçimi değildir.
Birlikte yaşama iradesidir.
Ve o irade kaybolursa…
İşte asıl kıyamet o zaman başlar.